YAŞAM:
banner17
Neden
NEDEN             (HİKAYE - Tuğba ASLANTOSUN) 
Dışarıda hafiften çiseleyen bir yağmur, elimde bir fincan sıcak kahveyle önümdeki gazetelere dalmıştım. Şimşek çakmasıyla aniden irkildim. Gözlerim okuduğum gazetenin bir haberine takılıverdi; genç bir kız, sevdiği erkek başkasıyla nişanlanınca, kendini apartman boşluğuna atıp hayatını kaybetmişti!.. Ne kadar da saçmaydı. Bir insan başka biri için yaşamına son verir miydi? Ya uğrunda öldüğü insan?.. Acaba buna değiyor muydu? Ben aşka hiç inanmadım. Benim için ne aşkın ne de sevginin bir anlamı yoktu. Hayat o kadar gariptir ki, sevdiğiniz sizi değil de hep başka birilerini seçer, hep onlar için çabalarlar...
Arkama yaslanmış bunları düşünürken kapım aniden çalınıverdi. Dalgınlığımı üzerimden atıp kahvemden son bir yudum aldıktan sonra kapıya yöneldim, gelen üst kat komşum Sevgi teyzeydi. Yıllardır aynı apartmanda oturmamıza rağmen fazla samimi değildik. Çocukları okuldan henüz gelmedikleri için dışarıda kalıvermiş ve beklemek için bana uğramıştı. Pek fazla tanımazdım, kendisini.. Aslında hiçbir komşumu tanımazdım. Yalnızlığı sevdiğimden midir nedir, kimseyi kabul etmezdim evime. Kırk beş, elli yaşlarında olmasına rağmen hala güzeldi Sevgi teyze. Her yaş ortamına rahatça ayak uydurabilen, neşeli, şakacı, biraz da uysal birisiydi. Üç beş konunun ardından ikimiz de sustuk. Ben mutfağa gidip kahvelerimizi tazeledikten sonra yanına geldim. Birden gözlerinin az evvel okuduğum gazetedeki habere takıldığını fark ettim, susmuştu.  tekrar tekrar okudu, yazıyı.. Bir ara yutkundu ve gözlerinden yanaklarına iki damla yaşın aktığını gördüm. Biraz durakladıktan sonra ciğerlerine derin bir nefes çekti, daha hiçbir şey sormamışken anlatmaya başladı yaşantısını. Meğerse yıllar öncesinden kalan ve bir türlü kapanmamış gönül yarası varmış, Sevgi teyzenin.
''Bundan yirmi beş yıl önce...'' diye başladı konuşmasına. Daha başından heyecan vericiydi anlattıkları. Genç bir kızken oturdukları mahallenin en yakışıklısı Davut'a gönlü düşüvermiş. Hani oğlanın da gönlü yok değil! Ne yapıp ne edip tanışmış bizim Sevgi teyzeyle, arkadaş olmuşlar. Şimdilerin cep telefonlarından kolay yolla atılan mesajlardan değil de, bir kibrit kutusunun içine yazılmış ''kimse görmeden şunu verebilsem...''denilen zamanların mektuplarıyla yürümüş aşkları. Gel gelelim, sevgilisi için içkisi, uyuşturucusu var diye laflar duyuvermiş Sevgi teyze. Ama gönül bu.. İllaki sevdiğinin kusurunu örtecek ya, inanmamış duyduklarına. Bir zaman sonra Davut istetmiş Sevgi'yi ailesinden. Ama öyle kolay değil! Bir evin bir tek kızı Sevgi'yi işsiz birine verirler mi hiç? Vermemişler tabi ki. Bir daha istetmiş Davut, ardından bir daha... Ama nafile! Sevgi teyze de çok seviyormuş onu ancak kaçarak ailesine karşı gelmek de istememiş. Bir müddet sonra Sevgi teyze, Davut'la konuşmak için, Davut'un ablasında buluşmuşlar. çaylar içilmiş, konuşulmuş, burada.. 
Sevgi teyzenin ağzından anlatıyorum; ''Tam bilmiyorum ama içtiğim çayda galiba bir şey vardı, çünkü uyumuşum. Uyandığımda bir tarafım deniz bir tarafım dağlık bir yerdi. Davut'a sorduğumda 'burası İskenderun' dedi...''
Anlayacağınız Sevgi teyzeyi kaçırmış Davut.. Onun ağlamasına, ''babam beni öldürür'' demesine aldırmadan 2 ay boyunca alıkoymuş. Ailesinin de artık rızası olunca giydirilen bir gelinlikle baba evine el öpmeye gelmişler. Bir iki gün kalmadan geri dönmüşler. Davut, Mersin'de iş bulmuş ve oraya taşınmışlar. İlk çocukları gelmiş dünyaya. Çocuğun doğumuyla mutlu günler tamamen geride kalmış. Çoğu zaman çocuğuyla aç yattığı günler olmuş. Önceden gizli gizli içen Davut, sonraları açıktan gece gündüz içmeye, kazandığı iki kuruşu içki şişelerine yatırmaya başlamış. Birkaç kez evden kaçıp baba ocağına dönen Sevgi teyzeyi her seferinde Davut ikna edip eve götürmüş.Tabi kaynanasız eziyet olmaz ya!.. Eşinden önce kayınvalidesinin görmüş eziyetlerini. Torununun(sevgi teyzenin oğlu)nun önünden yemeğini alıp saklarmış. Artık dayanacak hali kalmayan Sevgi teyze, tekrar baba evine dönüp, bu kez boşanma davası açmış. Hatta delil olsun diye Davut'un kullandığı uyuşturuculardan saklayıp mahkemeye sunmuş. Tabi bu küsüp barışmalar sırasında Sevgi teyzenin iki çocuğu daha gelmiş dünyaya. Mahkeme, üç çocuğu da annesine vererek, onları boşamış.
Anlattıkça sinirleniyordu, ama dudaklarında kızgın bir gülümsemenin belli belirsiz izleri vardı. Ve sonra derin bir sessizlik... Boş fincanını mutfağa götürdü ve tekrar ağır adımlarla yanıma geldi. Birden soluğunu salıverdi, sanki anlattıklarına kendi de inanmakta zorluk çekiyor gibiydi. Çok eziyet görmüş sevdiğinden yediği dayaklar, gördüğü işkenceler, duyduğu hakaretler ve küfürler birbirini kovalamış. Boşanınca üç çocuğuyla baba evine dönmüş, tabi Davut da tekrar mahallesine... Kader bu ya, evleri de karşı kaşıyaymış. Boşanmışlar ama aralarındaki o tartışmalar devam edip gitmiş.
Yine Sevgi teyzenin ağzından; “ayrıldım ama yine de kurtulamadım, her gördüğü yerde önümü keser, tehdit eder, çocuklarımı elimden alacağını söylerdi, ailemin bile yüzü gülmedi ondan...”
Onca şey yaşanmasına rağmen, halen sevdiğini görür gibiydim gözlerinde. Her adı geçtiğinde bir tuhaflık çöküverirdi üstüne. Şimdi en büyük oğulları evli ve bir torunu var Sevgi teyzenin. Hatta tüm dünyası torunu olmuş. Kızı ve küçük oğlu eğitimlerine devam ediyor. Davut'a gelince; o büyük sevgilerini bitiren içki şişeleri, hayatını da bitirmiş, ölmüş. Ve hatta cenazesi bile yine onca şey yaşattığı Sevgi teyze ve çocukları tarafından kaldırılmış.
Bir kadının yüreğinde aynı anda nefret ve aşk olabilir mi? 
Ben gördüm ki oluyormuş. 
O gece Sevgi teyzenin kapısına bir mektup bıraktım, aynen şöyle yazıyordu:
''Son 24 saat içerisindeki anlattıklarınız konusunda sessiz kalmamı rica ettiyseniz de sizden, yaşamış olduklarınızdan fazlasını isteyebileceğimi sanmıyorum. Bu yüzden kalbimin sesini dinleyerek alçak gönüllülükle affınıza sığınıyorum. Bu dünyada tanıdığım asil kadınlardan biri de sizsiniz; kapım size her zaman açıktır.'’
Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Gezi rotanızda Asantaş Milli Parkı olsun
GEZİ  ROTANIZDA ASLANTAŞ MİLLİ PARKI OLSUN…

Haberi Oku