Memleketin ve milletin gidişatı ne kadar vahim olursa olsun,  karamsarlığa kapılıp ümitsizliğe düşmek olmaz.  Böyle bir durum, imana da uymaz, insanı küfre düşürür.
Türk'ün tarihinde bugünkü hale benzer nice vakalar vardır ki, daima bir hamaset seli ile kendini selamete çıkarmış, ictimai(toplumsal) yapısını tekrar tekrar toparlamıştır.
“Gaflet, dalalet, hatta hıyanet” içinde olan işbirlikçilerle, Türk milletini Anadolu'dan çıkarmak için bin yıldır planlar üstüne plan yapan batı dünyası, çirkin ve kalleş oyunlarını oynaya dursun; biz, biraz da dil ve kuralları üzerinde duralım.   
Her işte olduğu gibi, gerek gazete ve gerekse kitabî anlamda, yazarlıkta da ciddiyet ve kalite son derece önemlidir.
Bunun içindir ki, ciddi yazarların kutular dolusu müsveddelerden sonra asıl metne ulaştıklarına dair çeşitli hikâyeler okumuşuzdur.
Hoş, şimdi “bilgisayar” denilen teknoloji harikası, daktilo denilen “şakırtı kutusu”nu rafa kaldırdığından, buruşturularak atılan müsveddeler için çöp kutusu aramaya gerek kalmamıştır.
İşin ustası olan yazarlar, imlâ kurallarından tutunuz da, mânâya en uygun kelimeye ve kelimenin fonetik (ses) yapısından cümle içinde alacağı yere kadar azami dikkat sarf ederler. Yazdıklarını defalarca gözden geçirir; yerine konmamış “ünlem” işaretini bağrına saplanmış hançer, unutulmuş virgülü boğazına durmuş kılçık gibi görürler. Çünkü anlamı tamamlamak bakımından imlâ işaretlerinin konulması son derece önemli ve zaruridir.
Bu önemi anlatan bir kıssa(anekdot)yı, gelin hep birlikte bir defa daha okuyalım.   
Ünlü tarihçilerimizden Abdurrahman Şeref Bey, öğretmenliği sırasında devrin paşalarından birinin oğluna kızar, öğrencilerin arasında çocuğa; “Oku da adam ol, baban gibi eşek olma!” der.
Çocuk bunu babasına anlatınca, paşa hiddetlenir ve ertesi gün üniformasını giyip kılıcını kuşanır ve mektebe gelir. Abdurrahman Şeref Efendi'yi müdürün odasına çağırtır. Büyük bir öfke içinde konuşmaya başlar:
“Beyefendi! Sizin bana eşek demeye ne hakkınız var? ben saye-i şahanede paşa olmuş bir adamım!”
Şaşkınlığa kapılan Abdurrahman Şeref Efendi, paşaya, “Ne münasebet, ben sizi tanımıyorum. Ne zaman eşek demişim?” diye sorunca, paşa;
“Geçen gün mektepte benim çocuğa, 'adam ol, baban gibi eşek olma!' demişsiniz,” cevabını verir. Abdurrahman Şeref Efendi, yazmanın ve imlâ işaretlerini yerine koymanın ne olduğunu bilen usta bir yazardır.
Kendini derhal toparlar. “Adam ol baban gibi eşek olma!” sözünde mânâya yön veren virgülün kabiliyetini bildiği için, paşayı da memnun eden gerekli cevabı yapıştırır:
“Çocuğunuzu payladığım doğrudur. Çünkü derslerine çalışmıyordu. Sizi ona örnek gösterdim ve 'Oku da adam ol baban gibi, eşek olma!' dedim” der.
Gerçekten de okumak, adam olmaktır.
Anlamına uygun şekilde okuyup da adam olacak çocuklarımıza duyurulur.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.