Türk Dil Kurumunun hazırladığı sözlükte töre “Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet; bir toplumdaki ahlâkî davranış biçimleri, adap” şeklinde tanımlanır. Türk kelimesi kadar eski bir kavram olan töre, kısaca Türkün sosyal hayatını düzenleyen kurallar bütününü ifade eder. Töre kelimesini ilk defa Türk dilinin ilk yazılı kaynağını teşkil eden Orhun Kitabelerinde görüyoruz. Orhun Kitabelerinde “törü” ve “törümek” şeklinde karşımıza çıkan bu kelimeleri Hüseyin Namık Orkun Eski Türk Yazıtları adlı eserinde “törü”ye “anane, nizam ve kanun” anlamlarını verirken, “törümek”i ise “türemek” olarak manalandırır. “Ey Türk, Oğuz Beyleri; kavmi, işidin: yukarıda Tanrı[gök] basmasa aşağıda yer delinmese Türk milleti ülkeni, türeni kim bozar? Ey Türk kavmi kendine dön!..” ( Orkun 2011: 40 )
 Dîvânu Lûgâti't-Türk'te de “törü” şeklinde geçmekte olup düzen, nizam, görenek ve âdet olarak anlamlandırılır. Dîvân'da törüdi şeklinde de karşımıza çıkan bu kelime yaratıldı manasında kullanılırken, töre şeklinde de karışımıza çıkmakta olup “evin en önemli yeri, sedir” anlamlarına gelir. Kutadgu Bilig'de de “törü” şeklinde geçmekte olup “kanun, nizam, adalet” anlamını ifade eder.
 Töre kelimesi aslında bizi biz yapan önemli bir mefhumun aynı zamanda bir fikir ve sanat dergisinin de adıdır. Ne yazık ki bu kelimemiz de birçok kelimemiz gibi ırzına tasallut edilerek kirletilmeye çalışılan bahtsız sözcükler kervanına katıldı. Şimdilerde Ergenekon denilince nasıl ki terör örgütü aklımıza geliyorsa töre denilince de cinayetler aklımıza geliyor. Hâlbuki Ergenekon bizim yurdumuzun ve kurtuluş mücadelemize rehberlik eden destanımızın adı idi, şimdi ise terör örgütünün adı oldu. Türkün sosyal hayatına yön verip düzenleyen töre ise cinayetlerle anılarak öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.
 2003 yılında rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör'ün hayat hikâyesini okuduktan sonra onun gazete ve dergilerdeki yazılarını tespit etmeye çalışmıştım. Bu dergilerden birisi de Töre idi. Töre'yi ilk defa üniversitenin süreli yayınlarının bulunduğu tozlu raflarda görmüştüm. Ne yazık ki yayım hayatına devam etmediğini öğrendiğimde ise çok üzülmüştüm.
 Töre'nin geçmişine yolculuk yapmak yerinde olur. 1969 yılında Halide Nüsret Zorlutuna tarafından “Ayşe” adı ile bir kadın dergisi olarak yayımlanmaya başlayan dergi, 1971'de adını “Töre” olarak değiştirir. Bu dönem derginin 1. Devresini oluşturur. 1971 yılında adını “Töre” olarak değiştiren derginin 2. Devresi başlar. Aylık Fikir ve Sanat Dergisi Töre'nin Kurucusu: Halide Nüsret Zorlutuna, Sahip ve Neşriyat Müdürü: Emine Işınsu'dur. Töre'nin 2. Devresi 1985'te sona erer.
 Gün geldi günler geçti, 2012 yılının Şubat ayında İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Ömer Faruk Beyceoğlu'nun ve değerli çalışma arkadaşlarının çabalarıyla Emine Işınsu özel sayısıyla Töre yayın hayatına yeniden merhaba dedi. Kısmet oldu 2012 yılının 3 sayısında benim de yazılarım yayımlandı. Birbirinden değerli kalem erbabının yazılarının yanında benim de yazılarımın yer alması bana ayrı bir heyecan verdi.
 Töre'nin 6. Sayısında Sadi Somuncuoğlu, Necdet Sevinç, Prof. Dr. Saadettin Gömeç ve birçok değerli kalem sahiplerinin yazılarının yanında “Türkçe Giderse Türk de Gider” adlı
yazım da yer almıştı. Töre'nin 7-8. sayısında ise “Destanları Yetim Bırakan Âşık: Halil Karabulut” adlı yazım Arif Nihat Asya, Ahmet Şafak, A. Yağmur Tunalı, M. Fuad Köprülü, Prof. Dr. Turan Yazgan, Prof. Dr. Nurullah Çetin, İsmail Kandemir ve çok değerli şair ve yazarların yanında yer bulmuştu. “Hatıralarla Mehmed Âkif Ersoy” adlı yazım ise Töre'nin 11. sayısında Prof. Dr. Ahmet Bican Ercılasun, Yetik Ozan, Halide Nüsret Zorlutuna, İsa Kocakaplan, Yrd. Doç. Dr. Sakin Öner, Cengiz Aytmatov ve pek çok değerli kalem sahiplerinin yazılarıyla bir arada yayımlanmıştı.
 Bu topraklar İbrahim'in delilerinin gözü pekliği sayesinde bize vatan kılınmıştı. Onlar ki ölüme bile düğüne gider gibi gitmişlerdi. Vatan uğrunda her şeyini feda eden İbrahim'in delileri gibi kültür soframıza bir lokma helal aş katmak için büyük bir yükün altına giren Sayın Ömer Faruk Beyceoğlu nezdinde Töre'nin delilerini can-ı gönülden kutluyor, atacakları her adımın zaferle taçlanmasını diliyorum. Kültür soframızda Töre'nin eksilmemesini ümit ediyor; Allah yolunuzu açık, gücünüzü daim etsin diyerek 2006 yılında aramızdan ayrılan Türk âşıklık geleneğinin önemli temsilcilerinden Erzurumlu Âşık Yaşar Reyhanî'nin “TÖRELEN DE GEL” adlı şiirinden birkaç dörtlükle huzurlarınızdan ayrılıyorum:
Bu yurda bir umut getirmek için
Töre gör, töre al, törelen de gel,
Düşünü gerçeğe yetirmek için
Yöre gör, yöre al, yörelen de gel,
Bu yurt için kurban sayılmalı baş;
Koy yitsin mezarın, ne ki iki taş,
Korku ile olmaz yiğitçe savaş;
Yara gör, yara al, yaralan da gel. (*)
Kaynakça:
H. Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, Birleştirilmiş 3. bsk., Ankara: Türk Dil Kurumu, 2011.   (*) ( Töre, 4 (13), Haziran 1972, 11 )

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Misafir Avatar
Ömer Faruk Beyceoğlu 6 yıl önce

Yüreğine sağlık adaşım. Bu memlekette akılların ne yapacağını düşündü şu sıralarda gerçekten delilere ihtiyaç var. Bu da bizim kaderimiz. TÖRE ile törelenenlere selam olsun. Selam ve saygılar.

Misafir Avatar
Ökkeş Aydoğan 6 yıl önce

Yüreğine sağlık emmioğlu...

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.