Asıl adı Osman Taşkaya olan Âşık Feymânî, 1942 yılında Osmaniye ilinin Kadirli ilçesine bağlı Azaplı köyünde dünyaya gelmiştir. Mehmet ve Hüsne'nin çocukları olan Feymânî'nin hanımı Fatma Taşkaya da “Âşık Fatma” mahlâsıyla şiirler yazan kadın âşıklarımızdandır. Âşık Deli Hazım'ın kızı olan Fatma Taşkaya'nın âşıklığında hiç şüphesiz babasının büyük etkisi vardır. 
İlkokul mezunu olan âşık, askerliğini Balıkesir ve Tekirdağ'da yapmıştır. Âşıklık geleneği içerisinde bâde içmiş âşıklarımızdandır. Şiir yazmaya başladığı ilk yıllarda “Çoban Osman” mahlâsını kullanan âşığımız gördüğü bir rüya üzerine Feymânî mahlâsını almıştır. Gördüğü o rüyayı ise âşığımız şöyle anlatmaktadır:
“Bir gün rüyamda iki dağ arasında dalgın dalgın yürürken gördüm kendimi. Birden bir ses geldi. “Feymânî” dedi biri. Yeşil elbiseli, çok güzel bir Zat-ı Muhterem'le göz göze geldik. o­nun yanına gittim. Oradan bir dere akıyordu. Zat-ı Muhterem elindeki gümüş bir tasla bana o dereden su doldurup verdi. Susuz da değildim ama yine de elinden alıp içtim. Büyük bir huzur hissettim o an. Sonra uyandım ama bana seslendiği ismi hatırlayamadım bir türlü. Bir yıl sonra bir rüya daha gördüm. Rüyamda biri bana üç kez “Feymânî” dedi. 1520 tane isim saydı. O insanlar dünyanın en büyük insanlarıymış. Bir yerde toplanacaklarmış.  Bana dedi ki; “sen de git oraya, sen de davetlisin.” Tam o sırada uyandım. Hemen cebimden kalemimi kâğıdımı çıkardım, Feymânî kelimesini yazdım. Böyle aldım bu ismi.”(*) 
1967 yılından beri yurt içinde ve yurt dışında pek çok âşık toplantılarına katılan âşığımızın yayımlanmış dört şiir kitabı vardır: Ahu Gözlüm, Çukurova Âşıklık Geleneği ve Âşık Feymânî( Doçentlik tezi olarak hazırlanıp Adana Valiliği İl Özel İdaresi tarafından yayımlanan kitaptır), Sevgi Şehri, Gönül Sarayı. Âşığın adına, Osmaniye'de 1997 yılından bu yana her yıl kasım ayında Osmaniye Belediyesi, OFAD ve Kültür Bakanlığı'nın ortaklaşa düzenlediği “Âşık Feymânî Şenlikleri” düzenlen-mektedir.  Evli ve 4 çocuk babası olan âşık, Azaplı köyünde ikamet etmekte olup, yaşamını köy usulü malcılık ve çiftçilik yaparak sürdürmektedir. 
Şairleri oldum olası kıskanmışımdır, sözü damıtıp bir cildi bir mısraa sığdırdıkları için. O ne müthiş bir Allah vergisidir ki, ansiklopedilerin sayfalar dolusu anlatmakla bitiremediklerini yazdıkları birkaç dizede anlatıverirler. Çoğu az kılıp milyonların gönlünde bir çırpıda taht kuruverirler. 
Ansiklopedilerin, akademisyenlerin, araştırıcıların ve daha nicelerin sayfalar dolusu anlattığı Nevruz'u Âşık Feymânî 10 dörtlükten oluşan “Nevruz” adlı şiirinde ne güzel özetler. Âşık Feymânî'nin çırağı olduğunu iddia eden muhterem bir zât bu şiirin kendisine ait olduğunu iddia edip, sazın teline abandıkça abanıp türkü gibi söyleyerek şiire çöreklenmeye çalışsa da bu şiir Âşık Feymânî'ye aittir. Çünkü o gönül, Feymânî'ye ait gönüldür. O ses ancak o gönülden çıkar, lâkin batak yerden ses çıkmaz.
 Altaylar'dan Viyana'ya kadar uzanan coğrafyada Türk'ün ayak izinin bulunduğu her yerde Nevruz'un kutlandığını Âşık Feymânî dünyaya şöyle haykırır:
“Altaylar'dan, Viyana'ya 
Nevruz, Türk'ün bayramıdır. 
İlan ediyom cihana,  
Nevruz, Türk'ün bayramıdır.”
Son 25 yıldır birtakım art niyetlilerin sahiplenmeye kalkıştığı, ancak Kültür Bakanlığımızın, üniversitelerimizin ve sivil toplum örgütlerimizin Türk'ün öz mü öz malı olan Nevruz'a sahip çıkmalarıyla bu niyetleri boşa çıkanlara da Feymânî;  
 
“Türk, cefaya katlanacak, 
Muhabbetle tatlanacak, 
İlelebet kutlanacak, 
Nevruz, Türk'ün bayramıdır.” diyerek gereken cevabı verir. 
21 Mart yeni günün, yani baharın başlangıcıdır. Doğanın canlandığı, otların yeşerdiği, ağaçların gelinlik kız gibi süslendiği bugün, eski Türk takvimine göre yeni yılın da başlangıcıdır. o­n iki hayvanlı Türk takvimi olarak adlandırılan bu takvime göre 21 Mart, yeni yılın başlangıcı kabul edilmektedir. Türkler o­n iki çeşit hayvan adını yıllara vererek çocuklarının yaşlarını, savaş tarihlerini ve diğer olayları bu şekilde tarihlendirmişlerdir. Feymânî de bu durumu şöyle dile getirir:
“Vurmasınlar yanlış aşı, 
Nerde Türk var, Türk gardaşı, 
Türk takviminin yılbaşı,  
Nevruz, Türk'ün bayramıdır.” 
Nevruz'un Türklerin tarih sahnesine çıktığı günden bugüne kadar kutlandığını, sinsin, cirit gibi Türk'ün öz malı olduğunu ise şu dizelerle dile getirir:
“Tarihinden al haberi, 
Türk isen gel, kaçma geri, 
Ta Satık Buğra'dan beri, 
Nevruz, Türk'ün bayramıdır.

Türk olan alsın nasibi, 
O, bu yurdun öz sahibi,  
Sinsin gibi, Cirit gibi, 
Nevruz, Türk'ün bayramıdır.” 
Âşık Feymânî, birtakım şer güçlerin desteği ile yıllardır Nevruz'u Türk'ün elinden alıp kendilerine mal etmeye çalışanlara ise;
“Kem fikirler duysun hele, 
Bunu böyle herkes bile, 
Töreleşti kanun ile,  
Nevruz, Türk'ün bayramıdır.”diyerek, duyuş, düşünüş ve inanış yönünden Nevruz'un Türk'ün bayramı olduğunu yiğitçe haykırır. 
Nevruz, bir başka ifadeyle “yeni gün”, tabiatın kıştan kurtuluşunun bolluk ve berekete kavuşmasının sembolüdür. Türk dünyası için de bir kurtuluş günü olarak algılanır ve “Ergenekon” veya “Bozkurt Destan”ları ile bağlantılı olarak değerlendirilir. Türk dünyasının bir kısmında da “Ergenekon Bayramı” olarak karşımıza çıkar. Ergenekon destanına göre, Tatar hanı Sevinç Han, Kırgız hanını ve başka hanları yanına alarak Göktürklere saldırır. Savaşı Göktürkler kazanırlarsa da hile ile bu savaşı düşmanları kazanır ve Göktürkleri kılıçtan geçirirler. Yalnız Göktürk hakanı İlhan'ın o yıl evlendirdiği Kıyan adlı küçük oğlu ve Nüküz (değişik kaynaklarda “Nohuz” ya da “Tokuz”) isimli bir yeğeni vardır. Bunlar eşleriyle birlikte kurtulmayı başararak at, davar ve devenin bol olduğu bir yere gelirler. Sürüleri önlerine katıp karla kaplı, sarp bir geçide ulaşırlar. Tehlikeyi göze alarak geçide girip ilerleyince karşılarına cennet gibi bir vadi çıkar. Her türlü av hayvanının bulunduğu bu verimli vadiye “Ergenekon” adını verirler. “Ergene” sarp, “kon” ise geçit demektir. İki aile, hayvanların etlerini yer, sütlerini içer, derilerini giyerler. Çocuklarını birbirleriyle evlendirerek çoğalmaya başlarlar. Aradan dört yüz yıl geçer. Artık bu vadiye sığamayacaklarını anlayınca atalarından duydukları geçidi ararlar, fakat bulamazlar. Bir demirci, vadiyi kuşatan dağlardan birinde demir madeni olduğunu, o­nu eriterek bir yol açabileceklerini söyler. Bunun üzerine dağın en geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür yığarlar. Yetmiş deriden körük yapıp, yetmiş yere yerleştirirler ve yaktıkları ateşi körüklemeye başlarlar. Demir erir ve yüklü devenin geçebileceği genişlikte bir yol açılır. Bu yolu kullanarak dışarı çıkıp Tatarlar'dan öçlerini alırlar. O sırada Göktürklerin hükümdarı Börteçene'dir. Börteçene, Moğolcada “Bozkurt” anlamına gelir. 
Göktürkler, Ergenekon'dan Nevruz günü, yani 21 Mart günü çıkmışlardır. O günü hiç unutmazlar ve her 21 Mart günü bir demir parçasını kızdırır, önce hakan, sonra beyler örste döverek kutlama törenleri yaparlar. Feymânî de Ergenekon destanına atıfta bulunarak Nevruz'un ortaya çıkış serüvenini ve bütün Türk illerinde yüzyıllardır kutlandığını şöyle dile getirir:
“Körükle ateş yakalı,
Bakırdan dağı yıkalı, 
Ergenekon'dan çıkalı,
Nevruz, Türk'ün bayramıdır.
Almaatı, Bişkek, Taşkent, 
Bakü, Yesi ve Semerkant, 
Oba oba, kasaba, kent, 
Nevruz, Türk'ün bayramıdır. 
Kırcaali, Gümülcine, 
Tibet, Moğolistan, Çin'e, 
Varna, Kırım, Urumçi'ne, 
Nevruz, Türk'ün bayramıdır. 
          Bosna Hersek, usul usul, 
Şam, Şiraz, Kerkük ve Musul, 
Feymânî der ki; velhasıl, 
Nevruz, Türk'ün bayramıdır.” 
Nevruz, bütün Türk dünyasında asırlardır kutlanan, Türklerin Ergenekon'dan çıkıp kurtuluşa kavuştukları günün adıdır.  Nevruz, zoru başarmak kötülüklerden kurtuluştur. “Hasta Adam” denilen devletin fertlerinin topyekûn ayağa kalkıp dirildiği, başlıya baş eğdirip dizliye diz çöktürttüğü, yedi düveli dize getirip bağımsızlığına kavuştuğu günün adıdır “Nevruz”. Nevruz, darlıktan kurtulup bolluğa kavuşmaktır. Ergenekon'dan çıkışta yakılan ateştir “Nevruz”. Anadolu'muzun düğün geleneklerinde oynanan “sinsin”dir, “cirit”tir; gelinlik kızlarımızın, asker ocağına gidecek erkek evlatlarımızın ellerine yaktığımız kınadır “Nevruz”. Şükrün bir ifadesi olarak Allah'a sunulan kurbanlık koçlardaki kınadır “Nevruz”. Velhâsıl Nevruz, Türk'ün ta kendisidir. Nevruz, Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarımızın ruhlarıyla yanan ateştir.  Bu ateş binlerce yıl sönmeden yandı, bundan sonra da kıvılcımlarıyla binlerce gönlü tutuşturarak milyonlarca ruhu ısıtmaya devam edecektir. 
Nevruz'unuz kutlu, yarınlarınız umutlu olsun.
Kaynaklar:
(*)http://www.osmaniye.gov.tr/?/blog/roportajlar/-sik-feymani-siklik-bir-gonul-sanatidir-
(1) Prof. Dr. Ali Berat Alptekin - Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Türk Saz Şiiri Antolojisi, Akçağ Yayınevi, Ankara 2006.
(2) Âşık Feymânî ( Osman Taşkaya ), Gönül Sarayı, Kadirli Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, Ankara 2006.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Misafir Avatar
Gülistan Denızli 4 yıl önce

aşik feymani yaşayan en usta aşıktır. kitaplar, makaleler ve tezler yazılmış bir sanatçıdır.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30