Kızılderililerin büyük reisi satın alma bahanesiyle toprakları elinden alınırken duygularını, beyaz adama olan kırgınlığını belirtirken yüzyıllara ışık tutacak bilge bir konuşma yapmıştı. 
Benim bu konuşmadan aklımda kalan kısım “…son balık öldüğünde, son ırmak kuruduğunda, son ağaç devrildiğinde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak” cümlesi idi. Reisin merak ettiği şey muhtemelen şuydu: Beyaz adam bundan sonra ne yapacaktı?
 
Reisin görmediği, merak ettiği beyaz adamın ne yapacağını yüz yıldan sonra biz gördük. Başka ülkelerin ağaçlarını kestiler, başka ülkelerin denizlerini kirlettiler ve tükettikleri kızılderililerden sonra başka milletleri de tüketme yoluna gittiler. Bir milleti yok etmek için yapılması gereken ilk şeyin elindekileri almak olduğunu böylece gördük. 
Bizim de yıllarca elimizde olanlar sistemli olarak el değiştiriyor, yabancıların eline geçiyor. Gerekçe olarak da zarar ettiği, iyi yönetilemediği gibi basit bahaneler gösteriliyor. 
Dev gibi kuruluşları kuran bu devlet, kendi kurduğu işletmeleri yönetmekten aciz gösteriliyor. Birileri tarafından millet olarak beceriksiz, aciz olduğumuz fikrine yavaş yavaş alıştırılmaktayız. Okyanus ötesindekilerin bizden üstün olduğuna, müktesap hakları olduğuna, inançlarımız noktasında dahi bizleri yönlendirme hakları olduğu fikrine alıştırıldık.

Alışkanlık hastalıkların en sinsisidir. Çünkü her mutsuzluğu, her acıyı, her türlü çürümüşlüğü farkına vardırmadan bize kabul ettirir. Alışkanlık sonucudur ki, nefret ettiğimiz insanlarla iç içe yaşar, zincirleri taşımaya alışır, haksızlığa katlanır, acıya, yalnızlığa, her şeye boyun eğeriz. Alışkanlık zehirlerin en korkuncudur. Çünkü içimize yavaş yavaş, sessizce girer. 
Farkettiğimiz anda her dokumuz buna uyum sağlamış, her davranışımız şartlanmış, etrafımızda buna uygun küçük bir dünya oluşmuştur. Küçük mutluluklarla tatmin oluyor, büyük beklentilerden vazgeçmiş hale gelmişizdir. Ve bu durumu iyileştirecek bir ilaç ne yazık ki yoktur. 
Gelinen nokta, cahilliğin bir sonraki aşaması, kayıtsızlık ve tembellik olarak ortaya çıkar. Yani, yığınlar için kimin doğru kimin yanlış olmasının bir önemi kalmaz. Önemli olan zavallı küçük isteklerimizin kimin tarafından karşılandığıdır.

Lozan Konferansı'nda Türkiye Cumhuri-yeti'ne dayatılmak istenen şartlardan birisi Suriye sınırında tampon bölge oluşturup Ermenilerin orada toplanarak özerk bir bölgede iskan edilmeleriydi. O zor şartlar altında zamanın yöneticileri dayatılmak istenen bu teklifi reddettiler.

 Yorum sizin.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.