Süleyman Şah'ın torunu, Ertuğrul Gazi'nin oğlu Osman Bey, takvim yapraklarının bize verdiği bilgiye göre 27 Ocak 1299'da Osmanlı Beyliğini kurar. Bu beyliğin kuruluşunda içerisinde nice hikmetler gizlenen rüyalar vardır. İşte, Avusturyalı tarihçi Joseph Von Hammer, Ertuğrul Gazi'nin Şeyh Edebali'nin evinde gördüğü düşü şöyle aktarır: “ Ertuğrul Bey, Edebali'nin evine konuk olur. İstirahat vakti gelince ev sahibi Ertuğrul'un önünde bulunduğu dolaptan bir kitap çıkarır ve daha yüksek bir yere kor. Bu kitabın ne olduğunu sorunca da, ev sahibi bunun Kur'ân-ı Kerim olduğunu bildirir. Ertuğrul, hürmetle Kur'ân-ı alarak bütün gece ayakta okur; sabaha karşı azıcık uyumak ister. Sabah uykusunda şöyle bir ses duyar: 'Mademki sen benim Kitabımı o kadar saygı ile okudun; çocukların ve çocuklarının çocukları, kuşaktan kuşağa, şan ve şerefe ulaşacaklardır.' ”(*) Nihayet Ertuğrul Gazi'nin gördüğü rüya gerçek olur, oğlu Osman Bey 27 Ocak 1299'da Osmanlı Beyliğini kurar. Kurulan bu beylik kısa bir sürede devlet olur, üç kıtaya nam salar, 624 yıl dünyaya nizam verir. O günden bugüne tamı tamına 713 yıl geçmiş olmasına rağmen dünya “Osmanlı da Osmanlı!” diyerek Osmanlı'ya olan saygı, minnet ve özlemini dile getirir. Osmanlı'yı Osmanlı yapan unsurlar bu devletin asırlarca ayakta kalmasını sağlamıştı. Peki, Osmanlı'yı Osmanlı yapan unsurlar nelerdi? İşte, bu unsurlardan bazıları Osman Bey'in ölüm döşeğinde iken oğlu Orhan Bey'e ettiği vasiyette gizlidir: “ Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helale-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan'ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer'i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid'atten sakın. Zulme ve bid'ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar. Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin şecaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de birçok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür. Beytü'l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer'i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar. Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla!.. Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar. Askerî erkanı iyi koru!.. Âlimler, fazıllar, sanatkârlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!.. Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip hak etmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi'yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru. Allah'ın (c.c.) hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüste Allah'ın yardımına güven. Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!.. Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!.. Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan.” (**) Tabi, Osman Bey'in Orhan Bey'e vasiyeti diye burada naklettiklerimizin tarihî vesikalarda yer alıp almadığı tartışılması gereken ayrı bir konudur. Gerek Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e nasihati gerek Osman Bey'in Orhan Bey'e vasiyeti tarihî metinlerde yer almamaktadır. Lâkin bunların Şeyh Edebali'ye ve Osman Bey'e atıfta bulunularak söylenmiş önemli sözlü kültür unsurları olduklarını da inkâr etmememiz gerekir. Çünkü bunlar bir milletin iri ve diri kalmasını sağlayan, o milleti dimdik ayakta tutan mihenk taşlarıdır. Bize düşen görev ise bu mihenk taşlarına sahip çıkmaktır. Asırlardır dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelen bu güzel “öğüt” ve “vasiyetleri” hayatımızın vazgeçilmez bir parçası yapmaktır. Osman Bey'in vasiyeti üzerine başka söze hacet olmadığını düşünüyor, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 713. yıldönümünün bütün dünyayı Türk'ün yüzünün aydınlatacağı bir yıl olmasını ümit ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, bizim bu günlere gelmemize vesile olan cümle geçmişlerimize rahmet diliyor, onların aziz ruhları önünde saygıyla eğiliyorum. (*) J. Von Hammer, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I. Cilt, 1. Baskı İstanbul Nisan 2007, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, s. 30. (**) Bu vasiyetin biraz değişik şekli bu eserde mevcuttur: Osmanlı Padişahları Ansiklopedisi 2, Türkiye Gazetesi Yayınları, İst.- 2006, s. 364,365.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30