Bir zamanlar, “el bebek, gül bebek” büyüttüğümüz çocuklarımızı ilmine, irfanına, insaf ve vicdanına teslim ettiğimiz, “öğretmen” denilen eli öpülesi saygıdeğer insanlarımız vardı.
“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
  Bütün çiçekleri getirin buraya...”
Diye çağırdıkça, gözünün yaşına bakmadan çocuğumuzun kolundan tuttuğumuz gibi huzuruna götürürdük.
Onlar sadece çocuklarımıza değil, toplumun hepsine ve her kesimine öğretmenlik yaparlardı.
Tarihin en eski derinliklerinden bugüne gelmiş asil bir milletin çocukları olduğumuzu da, imanımızı ve insanlığımızı da onlar öğretmişlerdi bize.
Ama ne yazıktır ki, çocuklarımızı artık o yetkinliğe sahip “öğretmen”lere değil, onların yerine makineleşmiş, “musluklu bilgi bidonu” ya da bilgisayar sidisi gibi bilgi yüklenmiş olan ve zil sesiyle otomatik olarak işleyen  “öğretim memurları”na teslim ettik.
Artık, “Saygı, sevgi nedir?”, “Teşekkür etmek, özür dilemek neye yarar?” gibi sorulara gülerek bakan; değerlerden habersiz,  ortalığı toz duman ederek gelen bir “otomat”lar ordusu var.
Evet!.. “Canım, sevgili öğretmenim” diye hitap edebileceğimiz saygıdeğer öğretmenlerimizin nesli tükendi.
Yerlerini “öğretim memurları”  aldı.
Eğitim değil, öğretim memurları..
Canım, sevgili öğretmenim benim!
Seni garip, seni yalnız bıraktılar; yok oluşa terk ettiler.
Senin neslini bilerek ortadan kaldırdılar.
Varlığına son verilen “öğretmen” değildi.
Varlığına son verilen; yalnızlıkta açıp kokuları geniş ovalarda kaybolan, “yurdumun adsız çiçekleri” idi.
Talan edilip ortadan kaldırılan, öğretmenin “kır ve dağ çiçekleri”ydi.
Öldürülüp yok edilen senin öz yurdundu.
Gülistanındı, içinde boynu bükük bırakılan güllerindi.
Talan edilip yağmalanan senin bağındı, bahçendi, bostanındı.
Talan edilen, milletindi.
Koca Türk Milleti!..
Ah Sevgili öğretmenim!
Sen ki, dünyanın bütün çiçeklerini sevecek kadar geniş ve yumuşak, bir o kadar sevgi ve şefkat dolu engin bir gönle sahiptin.
Koca bir yurdu sevgi dolu ellerinle imar eder, güller, çiçekler açtırırdın.
Öldüğünden beri kırlar ve dağlarında değil, bağ ve bahçelerinde “pıtrak” otları, karaçalılar biter oldu. Şimdi çiçekler ve güller yerine otlar sardı yurdunu.
Yılanlar, çıyanlar misali hainler, işbirlikçiler dolaşır oldu gülistanda.
Kır çiçeklerin yok artık.
Viraneye döndürülmüş kırlarında yâd eller kendi çiçeklerini dikmenin telaşında.
“Sahipsiz vatanın batması haktır.
  Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”
Heyhat ki, sen öldün öğretmenim!
 Bu vatan sensiz sahipsizdir. Üzerinde sırtlanlar, çakallar leş peşinde koşuyor artık.
Yad eller bu vatana göz dikti öğretmenim. Kır çiçeklerin, kaya diplerinde biten çiğdemlerin, ne yazık ki, hainlerin topukları altında insafsızca ezilmektedir.
Bir milletin öğretmeni nasılsa, ne haldeyse milleti de öyledir.
Bu ülkenin “öğretmen”i ortadan kaldırıldığı için sahipsiz kalmıştır.
“Sahipsiz vatanın batması haktır.
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30