Değerli hemşerilerim, sevgili dostlarım…
Öncelikle Yüce Allah'ın selamı ve bereketi üzerinize olsun, her daim Rabb'im sizleri korusun kollasın inş.
Birileri, ülkemizi bir noktaya getirebilmek adına var gücüyle, gece gündüz çalışıyor. Bir başka birileri de ülkemizi kendi hedefledikleri bir noktaya taşıyabilmek için var gücüyle çalışıyor.        
Ve yine bir başka birileri de olayları sadece seyrediyor ve kendilerine bir zarar gelmedikçe de seslerini çıkartmıyorlar.
Nereye kadar devam edecek bu durum diye soranlarınız vardır. Hatta bu ince oyunların bir sonucu olarak, toplumun canına tak ettirerek, artık ne olursa olsun, sorunlar bitsin de neye mal olursa olsun diyenleriniz bile vardır. Zaten hedeflenen noktalardan biri de bu değil mi? Millete gına getirtip artık birileri isteği doğrultusunda sonlanması için çaba gösterenler bile yok mu?
Nedir bu kin, düşmanlık, garez, kardeş kavası !? Aslında tarihin süzgecine derinlemesine bakıldığında aslında bu ve benzeri senaryoların her zaman gerek şimdiki adıyla Anadolu topraklarında gerekse Orta Asya'da zaten yüzyıllardır süregeldiğini görüyoruz.
Peki bu kan akması biter mi? İşte bu sorunun cevabını vermek zor. Çünkü kıyamete kadar süre gelecek kavgaların, sonu gelmeyecek hırsların ve ben merkezli zihniyetlerin bitmemesi, sorunları da beraberinde getirecektir.
Bu durumda yapılması gerekenler nedir peki? Madem bu sıkıntılar bitmeyecek öyleyse en az zararla durumu kurtarmak gerekecektir. Öncelikli olarak bizim ülkemiz tarzında olan ülkelerin yapması gerekenler kendi tam bağımsızlık olgusuna sahip duruma getirilmesi gerekir. Bu konu başta iktidar olmak üzere toplumun her kesiminin temel amacı olmalıdır.
Ülkenin gerek ekonomik gerekse sosyo-kültürel olguların zirveye taşınması gerekmektedir. Ancak unutmamalıyız ki zirveye çıkarken de tavizlerden uzak durmalı, birilerinin veya bir zihniyetin elinde oyuncak olmamalıdır. Uluslar arası gücün temel noktası sen bana yaparsan benimde elim armut toplamıyor olmalıdır.
Yurtta barış cihanda barış demek sessiz sedasız bir kenarda durupta, bana dokunmayan yılan bin yaşasın demek değildir. Vazife yılanın başını ezmekle başlar.
Her toplumun kendi iç dinamikleri vardır. Bu dinamiklerin yıkılmaması, hatta güçlendirilerek hız kazanması, dosta güven düşmana korku verecektir. Toplum kendi ayaklarının üstünde durarak, tam bağımsız bir şekilde, kendi kendine yeter hale geldikten sonra, topraklarında ve çevre halklarda olan olayları iyi değerlendirecektir. Yoksa sadece kendi söyler kendi dinler hale gelecektir. Toplumu var eden oluşumlar ayrıştırılmaya başlandığında bilinmelidir ki bu işin arkasında başka işler dönüyordur. Gündemin sık sık değişmesi, önemli olaylar olduğunda idarecilerin bir çoğunun ya hasta olması ya da yurt dışında olması ve açıklamalarını yurt dışında yapması sizce de garip gelmiyor mu? İlginçtir… 
Toplumu bilinçlendirmek ve gerçekleri göstermek adına medyanın ve basın-yayın kuruluşlarının vicdani bir görevi vardır. İşte bu vicdanın şimdi devreye girme zamanıdır. Kaygılardan uzak, korkaklıktan ve çıkarcılıktan uzak bir bilinçlendirme herkesin hem Dini hem de Milli vazifelerindendir. Yüce Allah, ülkemizde ki var olan kabusun bir önce bitmesini, başta yöneticiler olmak üzere toplumun kalp gözlerinin açılarak gerçekleri görmelerini nasip etsin.
Tekrar görüşmek dileğiyle en içten sevgi ve saygılarımı sunarım. Allah'a emanet olunuz...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30