Memleketin birinde bir bakkal ve bakkalın da dükkânından daha değerli bir de papağanı vardı. Güzel sesli, yeşil, konuşkan bir papağandı. Her an dükkâna göz kulak olur, girip çıkanları takip eder, gelen müşteriler ve bütün sevdalılarla nükteli konuşmalar yapardı.
Zümrüt yeşili güzel sesli papağan, sadece insanlara karşı konuşkan değildi, hemcinsleri olan papağanlara mahsus ötüşte de pek hünerliydi. Sırf bu sebeple dükkana alışverişe gelenlerin sayısı az değildi.
Yörüğün sürüsünü çekip çeviren karabaş gibi, bakkalın dükkânını çekip çeviren ve servetine servet katan papağan bir gün, nedense sıçrayıp patırdadı ve dükkânın bir tarafından diğer tarafına kaçtı. Kaçarken masa üstünde ve raflarda bulunan gülyağı şişelerini döktü;  bakkalın elbiseleri, yerler, masanın üzerleri hep gülyağı oldu.
Hiçbir şeyden haberi olmayan Efendisi evden geldi, tam bir sahip edasıyla ve huzurla oturdu.
Bir müddet sonra burnuna gülyağı kokusu gelmeye başladı. Masa üstünde ve yerlerde gözüne çarpan hafif ıslaklığa dikkatle baktı, gülyağı olduğunu anladı. Etraf yağla doluydu, elbisesi de yağlanmıştı.
Dükkândaki bu tahribatı yapanın, büyük zarar ve ziyana sebep olanın papağan olduğunu anladı. Dükkânın bir köşesinde, hiçbir şey olmamış gibi öylece duran Papağana karşı büyük bir öfke duydu. O öfkeyle eline geçirdiği bir cismi papağanın başına vurdu. Bu vuruşla kafa derisi soyulan papağanın başı kel oldu.
Papağan, hem canının yanmasından, hem kahrından birkaç gün hiç sesini çıkarmadı. Bakkal ise pişmanlıktan yüreği yanmış halde, bir yandan ölmeyişine sevindi bir yandan da derin derin ahlar çekti. Sakalını yoluyor ve diyordu ki:
“-Yazık, yazık! Nimet güneşim buluta girdi. O güzel sözlünün başına vurduğumda keşke elim kırılsaydı.”
Böyle söylenip hayıflanarak, kuşu konuşmasını elde etsin diye olmadık şeyler yaptı, önüne gelen her yoksula hediyeler verip sevindirdi.
 Üç gün ve geceden sonra dükkânda şaşkın, ağlamaklı ve ümitsizce oturmuştu. Konuşmaya başlaması için bu kuşa her çeşit ilginç şeyler gösteriyordu.
Tasın ve leğenin arkası gibi saçsız başıyla, başı çıplak bir Cevlâki geçiyordu. Başında bir tek kıl bile bulunmayan dervişi görünce, papağan hemen konuşmaya başladı. Çok dertler ve cefalar çekmiş akıllılar gibi dervişe seslendi:
“-Ey kel! Ne sebeple kellerin arasına karıştın? Yoksa sen de şişeden yağ mı döktün?”dedi.
Halk, papağanın bu karşılaştırmasından dolayı gülüştü. Zira papağan, hırkalı dervişi kendi gibi sanmıştı. (Mevlânâ Mesnevî'sinden)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Misafir Avatar
esra aslan 3 yıl önce

saol teşekkürler övdevime güzel şekilde öğretmenineme anlatıııımmmmmmmm

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30