Bırakınız masal dinleyerek uyumayı, rahmetli anacığımın ninnisini bile hatırlayamıyorum.
Ancak ninni dinlenilmeyecek yaşa geldiğim zaman dinleyebildiklerimden hatırlıyorum ki, elin adamı, bizim milletimiz daha “beşik”te iken masallarla uyutmaya, uyutup kurbanlık koçlar gibi büyütmeye azmetmişler.
Azmetmekle de kalmamışlar, “beşiğimiz”ize el atmışlar.
Merhum Galip Erdem, “Ülkücünün Çilesi'nin 184'üncü sayfasında öyle bir masaldan bahsediyor ki, kırk yıl öncesinden bugüne bu masalla nasıl da uyutulduğumuzun ibretli bir vesikası olarak kabul edebilirsiniz.
“Marifetli insanlarız”; “Bir Meryem Ana evi” keşfettik dedikten sonra devam ediyor:
“Daha doğrusu, Hıristiyanlık gayreti keşfetti. Biz de hemen kabullendik. Hesabımız pek ince idi. Herkesten akıllı olduğumuz için, Hıristiyanlık dünyasını rahatça kandıracak, bol bol para kazanacaktık öyle ya, 'Meryem Ananın Evi' bu, başka evlere benzemez ki! Meryem Ananın Evini Batı Anadolu'nun göbeğine oturtunca Avrupa'dan öyle bir akın başlayacaktı ki, nasıl ağırlayacağımızı kara kara düşünecektik. Milyonlarca Hıristiyan kutsal evin(!) çevresine dolacak, hiç durmadan turist gelecek, ceplerimize avuç avuç döviz girecekti.
Efes edebiyatı ve Meryem Ana Evi masalı işte böyle başladı. Selçuk kasabasının adı sanki unutuldu. Bütün yazılar, propaganda yayınları hep Efes namına yazıldı. Meryem Ananın hatırasına pul basıldı. Tarihe gömülmüş ölü bir şehri diriltmeğe uğraştık, taş yığınlarına yeni bir hayat kazandırmak istedik. Bütün gayretlerimize rağmen sonucu görünce ağzımız açık kaldı. Meryem Ananın evine milyonlarca turistin akın etmesini beklerken, gele gele Lazarist tarikatının cimri rahipleri geldi. 3-5 bin, günlük (!) turistin lafını etmeğe bile değmez. Yanlış anlamayın: 'Günlük turist' deyimi her gün 3-5 bin kişinin geldiği mânâsına değil, bir yıl boyunca gelenlerin sabah İzmir'e inip akşam üstü döndüklerini anlatmak için kullanılmıştır. İspanyanın, İtalya'nın veya Yunanistan'ın herhangi bir kasabasına yılda en az yüz bin kişinin gittiğini de hatırlayınız. Nihayet anlamağa başladık ki, 'Kutsal Ev' sadece bir masaldı ve Katolik kilisesinin kodamanları ile turizm uzmanlarımızdan başka kimse inanmamıştı. Katolik kilisesi kodamanlarının tutumu belli bir hesaba dayanıyordu, ya bizimkilerin hesabı ne idi?
Masalın kaynağını düşünse idik, neticeyi de önceden tahmin edebilirdik. Gerçeğin ne olduğunu bilmeyen veya unutanlara masalın nasıl çıktığını hatırlatmak istiyoruz. Selçuk kasabasının birkaç kilometre uzağında, ağaçlık bir yerde eski bir mabet vardır. Binlerce benzeri gibi, Meryem Ana adına yapıldığı rivayet edilir. Geçen yüzyılda, Avusturyalı bir kadın rüya görmüş, Meryem Ananın bu mabette gömülü bulunduğunu keşfetmiş... Avusturyalı kadın rüyayı gerçekten gördü mü, gördürüldü mü? Orasını ancak Allah bilir. Yalnız, Meryem Ananın mezarını araştıran âlimler, Hz. Meryem'in gömülü bulunduğunun iddia edildiği yere hiç gelmediğini tespit etmişlerdir. Aslında, 'Kutsal Ev'in yanında, 430 yıllarında yapılmış bir kilise vardı. 1500 yıl hiç kimse Meryem Ananın orada yattığını aklına bile getirmedi. Bütün Hıristiyanlar, Kudüs yakınlarındaki kabrin ziyaretine devam ettiler... Hem, iş rüyaya kaldıktan sonra, gayet kolay.. Derhal uykuya dalarız, cümle Hıristiyan azizlerinin memleketimizde gömüldüklerini keşfederiz! Avusturyalı kadın erer de biz niye ermeyelim! Kutsal ev masalı bitince yenilerini aradık.”
***
Kutsal ev masalı bitince “AB” masalını bulduk. Yenilerini bizim aramamıza gerek kalmadı.
Şimdilerde masal anlatma işini Fener patriği Barthalomeos hazretleri(!) yapıyor, biz de mışıl mışıl uyuyoruz.  

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30