Batılılar bir atasözünde “İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır” diyorlar. Bu yerinde ve doğru bir tespittir. Kıyafetlerimiz çok güzel olabilir; fakat kıyafetlerimiz kadar fikirlerimiz de güzel değilse neye yarar.
 Bir toplumda düşünen insana saygı duyulur, şartlanmış insan ise saygıya değer bulunmaz. Düşünen insan araştıran, her zaman hakikati arayan ve o­na özlem duyan kimsedir. Şartlanmış insan ise belli etkiler karşısında önceden programlanmış tepkileri ve davranışları mekanik olarak yerine getiren bir robottur.
 Düşünme kelimesi, insanlık tarihi boyunca her milletin sözlüğünde bulunan çok eski bir kavramdır. Düşünmeyi emretmeyen dine, düşünmeyi gerçekleştirmek istemeyen bir eğitime tarihte rastlamak mümkün değildir. Nitekim kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de bu emir yüzlerce kez tekrarlanmıştır. Âl-i İmrân suresinin 191. ayetinde Cenabı Allah şöyle buyuruyor: “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: “Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” derler.”
 Dinimiz ister ayakta olalım, ister oturalım, ister yatalım her durumda düşünmemizi ve gerçeği aramamızı emrediyor. Bunun için düşünmek ve düşünenlere de saygı göstermek zorundayız.
 Durum böyle olunca insanların düşünüp gerçeği bulmasını engellemek için insanlar “Mankurt” haline getirilmeye çalışılmıştır. “Mankurt ve Mankurtlaşma” beyinlerin dumura uğratıldığı, kişilerin milletine, yakınlarına ve kendisine yabancılaştırıldığı, insanların adeta robotlaştırıldığı bir yöntemdir.
 Cengiz Aytmatov, “Gün Olur Asra Bedel” adlı eserinde Mankurt efsanesini şöyle anlatır: Juan-Juan adlı barbar bir toplum tutsak ettiği kişileri nitelikli(!) köleler haline getirmek için o­nların hafızalarını silermiş. Önce tutsağın başını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bu arada bir deveyi keser derisinin en kalın yeri olan boynundaki deriyi tutsağın kanlar içindeki kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Kuruyup büzülen deri kafayı mengene gibi sıkıp, dayanılmaz acılar verirmiş. Bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp dışarı çıkamayınca başına batarmış. Tutsak başını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır, yürek parçalayan çığlıkları da duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde dört beş gün aç bırakılırmış. Beşinci günde tutsakların birçoğu ölür, kalanlar ise hafızalarını yitirirmiş. Tutsak zamanla kendine gelir yiyip içerek gücünü toparlarmış. Ama o artık bir insan değil, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan “mankurt” olurmuş. Bir “mankurt” kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında olmaz, bilinci olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı dahi düşünmeyen bir köle olurmuş.
 İşte, bu efsanede görüldüğü gibi günümüzde de dünya sömürge düzeninin baş aktörleri, çeşitli yöntemlerle insanları kendi güdümleri altına alarak hükümranlıklarını sürdürmektedirler. Topla, tüfekle alamadıkları ülkeleri ele geçirmek için halkın inanç ve kültürel değerleri zayıflatılarak, damarlarına “mankurt aşısı” yapılmak suretiyle o halkın ülkelerini ele geçirmektedirler. Mankurtlaşan insanlar “Mankurt” misali farkına varmadan efendilerine hizmet etmeye mecbur kalmaktadırlar.
 Üzülerek belirmeliyim ki ülkemiz insanları da kitle iletişim araçları(Basın, radyo, televizyon, dergi, sinema, tiyatro, internet ve telefon) aracılığıyla mankurtlaştırılmaktadır. Özellikle Türk milletinin inancı zayıflatılıp örf ve âdetlerinden uzaklaştırılarak toplumumuz kültürel bir yozlaşmayla baş başa bırakılmaktadır. Sabahtan akşama kadar televizyon başından ayrılmayan insanlarımız hangi ünlülerin kimle flört ettiğini, hangi şovmenin kimin eşofmanını aşağı indirerek mahrem(!) yerinin görünmesini sağladığını, filmlerdeki ahlak dışı sahneleri hiçbir şey yokmuş gibi yüzleri bile kızarmadan çoluk çocuk beraberce seyretmektedirler. 
 İşbirlikçi medya patronlarının da desteğiyle Türk kültürü yozlaştırılmak istenmektedir. Bu sayede önce insanlar özünden koparılacak daha sonra da ülkeleri ele geçirilecektir. Ülkemiz de bunlardan sadece biridir. Bundan dolayı uyanık olmalı, bunlara fırsat vermemeliyiz.
 Yetmiş milyonluk ülkede yetmiş milyon düşünceye ihtiyacımız var. Unutmayalım ki mankurtlaştırmanın panzehiri tefekkür etmektir yani düşünmektir.  

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30