Kuvayımaneviye “manevi kuvvetler” demektir.
“Kuvayımmaneviye” kuvayımilliyenin manevi cephesidir. 
Anadolu'dan işgalcileri kovan Kuvayımilliyecilerdir ama kuvayımilliyecileri yetiştiren ve cepheye gönderen de kuvayımaneviyecilerdir. 
“Kuvayımaneviyeci” ifadesi ile küfre karşı savaşan manevi güçler kastedilir.    
Milli mücadele tarihimizde, adına “nusret” denilen Allah'ın yardımı ile ilgili söylenceler de kuvayımaneviye ile ilgilidir. 
Kuvayımaneviye konusu ülkemizde çok işlenmemiştir. 
Cumhuriyetin 50. yılı kutlamaları sebebiyle tarihçi Cemal Kutay'ın yazdığı “Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları” kitabı bu konuda yayınlanmış tek ciddi eserdir.  
Terim olarak “Kuvayımaneviye” ifadesi ilk defa Haçın Savaşı'nda geçmektedir. 
Saimbeyli'nin yerindeki Haçın kasabası, Ermeni terör merkezidir. Fransız işgali ile başlayan süreçte devlet kurma hayalindeki Ermenilerin mezalimi şiddetlendirmiştir. Haçın'lı Melek Hanım'ın ağıtında belirtildiği gibi; Türkmen bebeklerinin kaynar kazanlara atılması, gelinlerin süngü ile oynatılması Haçın Ermenilerinin yaptığı mezalimdendir.  
            “Amir memur demeyerek,
Hep bir ipe bağladılar.
Bekiroğlu Dedeağa'yı,
Demirinen dağladılar.
            Meydan kazanı kurdular.
Bebekleri kaynattılar.
Gün görmedik gelinleri,
Süngü ile oynattılar”.
             Haçın Türkmenleri 8 aydan beri imdat beklemektedir. Maraş'ta bulunan Güney Cephesi Komutanı Selahattin Adil Paşa'dan Tufan Bey'e “Haçın'ın kurtarılması” için emir gelir. Ceyhan/Isırganlı Köyü'ndeki karargâhında bulunan Tufan Bey, çevre ilçelerdeki Müftülere mektup gönderir. Kozan Müftüsü Hafız Osman Efendi, Kadirli Müftüsü Osman Nuri Efendi, Haçın Müftüsü Ebuzer Efendi ve Feke Müftüsü Hüseyin Efendi dindaşlarının imdadına yetişir.
             Tufan bey hatıralarında diyor ki;
           “Maraş'tan, Selahattin Adil Paşa'dan gayet acele kayıtlı emir aldım. Haçın Ermenileri yaptıkları huruçla civar köyleri ve köylüleri yakmışlar. Doğan Bey yaralı ve akıbeti meçhul...
           Parçalanmış, dağılmış milli kuvvetleri bulmak mümkün değildi. İlk çare olarak şöyle karar verildi. Kozan, Kadirli, Göksun, Aziziye, Develi Müftülerine telgraf çekmek... Telgrafın meali şöyle idi. 'Başta siz olduğunuz halde eli silah tutan herkes emrinizde olacak. Haçın'a yürüyünüz. Yakılan kardeşlerimizi kurtarmak için koşarak geliniz...'
             Müftüler bu kadar azim kuvveti getirmek kudretini kendilerinde görmüşlerdi... 
Müftüleri silahsızlara, 'Kuvayımaneviye Kumandanı' unvanı ile yüksek paye ile tayin ettim. Silahsızlar silahlıların gece gündüz yorgunlarını münavebe ile taksim ediyorlardı.” General Osman Tufan, Kilikya Doğu Bölgesinde Milli Hareketler ve Kozan Sancağı İle Mülhakatının Kurtuluş Hatıraları, Bahar Matbaası-1964  
            Milli mücadeleyi kazanan Türk milleti için milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy “Asım'ın nesli” demiştir. Bu nesli besleyen kaynağın “Din-i Mübîn” olduğunu söylemiştir. Türk milletini bitirmek isteyen düşman da bu kaynağın kurutulmasının gerektiğini tespit etmiştir. Karadeniz'de “Devlet kurmak hayali” ile teşkilatlanan Rumlar çıkardıkları Pontus Gazetesi'nin 19 Mart 1919 günlü sayısında bakın bu konuda neler söylemiştir: “Biz asırlarca Türklerle beraber yaşamış ve onların manevi salâbetini yakından görmüş olanlar biliriz. Dindar ve maneviyatlarına derin bağlarla merbut olan Türkler çılgınlık addedilse dahi eğer aklın reddettiği hadiselere başvuracak olurlarsa bu maceraya dini şahsiyetler tarafından sürükleneceklerdir. Bu din adamları her Türk köyünde mevcuttur. Türklerin asıl mahrum bırakılmaları şart olan istinatgâhları bu manevi teşkilattır” Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, Diyanet İşl. Bşk. yy.
             Mustafa Kemal Paşa'nın durdurulması için dağıtılan Padişah beyannamesinde “Milli mücadeleciler hain, cani, baği, şaki, hilafet ve saltanatı yıkma davasında olduklarını, eli silah tutanların Padişah'ın ve Halife'nin emri altında toplanmaları, ülülemre uymaları, bu emirden kaçanların ahiret azabına uğrayacağı, emr-i Sultani'ye uymayanların şeri ölçülerle cezaya müstahak olacağı” belirtilmiştir.  
              Buna rağmen “ulema” denilen Anadolu Müftüleri ve Müderrisleri Mustafa Kemal Paşa'ya “Üzülme, Allah bizimle beraberdir. Esir olan Fetva Emini'nin fetvası Şeri olamaz ve esaret altındaki Halife'nin tasdiki muteber değildir” demişlerdir.
Yunanlılar 15 Mayıs 1919 günü İzmir'i işgal etmiştir. İşgalden 4 saat 10 dakika sonra Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi “Cihat Fetvası” vermiştir. Fetva'da padişahın gönderdiği fetvanın aklen ve şer'an caiz olmadığı belirtilerek şöyle denilmiştir; “Meşru olan münhasıran vatan müdafaası ve istiklal uğruna cihattır. Korkmayınız. Meyus olmayınız. Bu Liva-yı Hamd'in altında toplanınız ve mücadeleye hazırlanınız. Müftünüz olarak Cihad-ı Mukaddes fetvasını ilan ve tebliğ ediyorum”
Dedesi Müftü, babası Müderris olan Ahmet Hulus Efendi daha ileri gitmiş, cihat için hazırlattığı bayrağın bir yüzüne “Yaşasın Vatan” diğer yüzüne “Bismillahirrahmanirrahim.  Lailahe illallah, Muhammed'ün Resulullah. İnna fetehna leke fethan mübina. Nasrun minallahi ve fethün karib ve beşşirül müminine ya Muhammed!”  yazdırmış ve meydanlara çıkmıştır.
Osmaniyeli Kuvayımaneviyecilerden Hacı Abdurrahman Kavuncu Hoca da “Fransız askerleri Halife'nin dostu” diye yazılıp uçaktan atılan fetvaya ve Sultan Vahdettin adına dağıtılan bildiriye karşı Osmaniyeli Kuvayımilliyecilere Denizli Müftüsü gibi cevap vermiştir; “Esaret altında verilen fetva geçerli değildir. Fransızlarla cihat Allah'ın emridir.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30