Necdet Sevinç'i üniversite hayatımın ilk yıllarında tanıdım. 2003 yılının mayıs ayı idi. Üç arkadaş Konya'nın sıcağından korunmak için Alaeddin Kampüsündeki bir ağacın gölgesine oturmuş, aldığımız iki farklı gazeteyi sıra ile okuyorduk. Arkadaşlar gazete okurken gözüm arkadaşın yanında duran kitaba ilişti: Yazarını Kurşunlatan Yazılar. Yazarı Necdet Sevinç'ti.  Kitabı aldım elime kapağından başlayarak içinde ne var ne yoksa bir göz attım. Bazı bölümleri dikkatlice okudum. Okudukça sevindim, sevindikçe üzüldüm. Üzüntümün sebebi bu önemli şahsiyeti daha önce tanımamış olmam idi.Gerçi üniversite yıllarına kadar okuduğum kitapların sayısı iki elin parmaklarını geçmezdi. Okumaya geç de olsa üniversite sıralarında başladım. Keşke çok daha önceden başlamış olsaydım. O yıllarda Halka ve Olaylara Tercüman'da yazıyor idi. O günden sonra yazılarının sıkı bir takipçisi oldum.
    Gün geldi, günler geçti üniversiteden diploma alıp memleketime döndüm. Necdet Sevinç, 16 Mart 2007'de Osmaniye Türk Ocakları Şubesinin düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katılmıştı. Necdet Bey 45 dakikalık o konferansa neler sığdırmadı ki?.. Konferansın sonunda sorulan sorulara tek tek cevap verdi. Genelde konferans biter bitmez dinleyiciler salondan ayrılıp giderdi. O gün öyle olmadı. Hınca hınç dolan salondan kimseler ayrılmak istemiyor, Küçük Dev Adam Necdet Sevinç'i kutlamak, onunla aynı fotoğraf karesinde yer almak için sabırsızlanıyorlardı. Salon iyice sakinleştikten sonra Osmaniye'mizin kıymetli değerlerinden ve aynı zamanda Necdet Beyle de meslektaş olan Asım Erkoçak'la birlikte Necdet Beyin yanına doğru yürüdük.  Önce Asım Bey tebriklerini ve hürmetlerini bildirdi, sonrasında ise ben. Kendimi tanıttıktan sonra elini öpmek için eğilmeme rağmen elini öptürmeyerek yanaklarımdan öpmüştü. Necdet Beye teşekkürlerimi arz ederken diğer taraftan Asım Bey Necdet Sevinç'e “Efendim, Ömer de sizin yolunuzdan giden, gözü kara, kalemi kuvvetli genç bir yazarımız” diyordu. Bu sözlerin ardından Necdet Beyin gözleri ışıl ışıl parladı, gözlerimin içine bakarak elimi kuvvetlice sıkıp tebrik etti ve yanaklarımdan bir kez daha öptü. Ben ise mahcubiyetimden kıpkırmızı olmuştum. O günün anısına birkaç fotoğraf çektirdikten sonra uğurlamıştık Küçük Dev Adam Necdet Sevinç'i.
    Necdet Sevinç gazetelerden uzak kalışının ardından 2009 yılında İstiklâlin Bedeli adlı romanla karşımıza çıktı.Bilgeoğuz Yayınları arasından çıkan İstiklâlin Bedeli Antep Savunmasını anlatan 568 sayfalık belgesel bir roman.
    Necdet Sevinç, Kurtuluş Savaşımızda Antep Savunmasını Kıraçata adını verdiği simge bir kişi üzerine kurgulayarak anlatmaya çalışmıştır. Kıraçata'yı Dede Korkut'ça betimlemiş, güzellemiştir: “Doksan tuğlu otağları kurdurmaz doksan yere ipek halı serdirmez, gökyüzüne ala sayvan gerdirmezdi ama doksan ocakta koç kazanı kaynatırdı Kıraç Ata! Toylarda, düğünlerde doksan davul dövdürürdü. Som gümüşten sinilerde yemek yedirir, som altın taslarda ayran, gök rengi çini sürahilerde şerbet içirirdi. Yazıda, yabanda günde üç kez sofra kurdurup kaldırırdı. Az konuğa az, çok konuğa çok davar kestirirdi. (...) Kim köyüne, konağına gelirse, aç komaz doyururdu. Açık komaz donatırdı. 
Sanki nurdan yaratılmış gibi ak yüzlü, ak saçlı, aksakallıydı. Sıradağlar gibi uzanan ak kaşlarının altında kara üzüm kurusu gibi kapkara idi gözleri. O kapkara gözler ki; kızınca makineli tüfek yuvasına benzerdi, gülünce gülşene... Ak bıyıklarını, hilâl gibi dudaklarının iki yanından çenesine doğru sarkıtırdı.
Sanki daha dün Türkistan'dan doludizgin gelmiş bir Türkmen kocasıydı Kıraçata. Saçları ak, sakalı ak, kaşı, kirpiği aktı ama Antepliler ona nezaketen Akçakoca demezlerdi, Kıraçata derlerdi.” ( Sevinç 2009: 15-16)
Romanda, kurtuluş mücadelesin yıkıcı ve ağır koşulları dikkatli bir gözlemle tekrardan ve ayrıntıdan uzak akıcı bir dil ve üslupla anlatılmıştır. Romanda, Mısır kamplarında bulunan Türk askerlerinin göz göre göre ölüme terk edilişi, Ermeni tabipleri tarafından askerlerimize yapılan vahşetler, gözleri kör edilen binlerce vatan evladının yaşadıkları, Türk hastanelerinde yatmakta olan hastalarımızı canlı canlı yakan Fransızların gerçek yüzü, Ermenileri Türk'e düşman eden sebepler( Ajan Okulları) vb.belgelere dayanılarak anlatılmaktadır.
Gözyaşları içerinde okuyacağınız bu kitapta Kıraçata'nın Fransız generale verdiği tokat gibi cevapla Türk'ün her şartta vakur duruşunu görüp sevineceksiniz. Esaret kabul etmeyen Türk'ün fıtratını, bükülmez bileğini göreceksiniz.
“Türk çocuklarının, başlarını kartallar gibi gökyüzünün yüce katmanlarında dolaştırarak yaşamaları için kendilerini fedâ eden kahramanların aziz hâtırasına…” armağan edilen bu kitapta sadece bir Antep Savunması değil, necip Türk milletinin Millî Mücadelede yedi düvele karşı verdiği çetin ve onurlu mücadele anlatılmıştır. Ülkenin içinde bulunduğu ağır şartlara rağmen sitemden, gamdan, kasavetten uzak söylenen şu türkü Türk'ün diline adeta pelesenk olmuş Türk'ün gücüne güç katmıştır: “Vurun Antepliler namus günüdür/ Vurun Türk uşağı namus günüdür!”
22 Temmuz 2011 Cuma günü aramızdan ayrılan Küçük Dev Adam Necdet Sevinç,  24 Temmuz 2011 Pazar günü ikindi namazını müteakip Fatih Camiinde kılınan cenaze namazından sonra sonsuzluğa uğurlandı. Cenaze törenine katılmayı çok istememe rağmen o gün çalışıyor olmamdan dolayı katılamamanın verdiği derin üzüntüyü hâlâ yaşıyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Necdet Sevinç, İstiklâlin Bedeli, Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul 2009.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.