Geçtiğimiz hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kimliğimize ve dinimize yönelik bir karar aldı. Her zaman olduğu gibi toplumsal refleksimiz harekete geçti ve bunu kimliğimize ve dinimize yapılan bir saldırı olarak kabul ettik. İtirazımız iki yönlü oldu. Dedik ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kimliğimize yazacağımız bölümlere ne karışır? Diğer yönden insanların kimliklerinde din hanesinin yazılması lazımdır.
Bu itirazları ayrı ayrı ele alalım. Birincisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Uluslar arası anlaşmalarla iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilmiştir. İç hukukumuzda çözüm bulunamayan konulara AHİM normlarına göre çözüm aranır. İş bu aşamaya gelmişse itiraz hakkı bulunmakla birlikte kararı tanımamak gibi bir tercihimiz olamaz. Ortada bir yanlış varsa bu ilânihaye kabul göremez, sürdürülemez. AHİM bu doğrultuda bir karar almış olduğuna göre ya kabul edeceğiz ya da karşı tezlerimiz varsa usulüne uygun savunacağız.
İkinci karşı görüşe göre kimlikte din hanesinin yazılması gerekli hatta şart imiş. Yaşım icabı 68 kuşağı olarak tanımlanan dönemin bir insanıyım, “kayıp yıllar”ın nasıl yaşandığının şahidiyim. 1968 yılında 15 günlük lise birinci sınıf öğrencisi olarak bir okul boykotunun içinde bulmuştum kendimi. Daha sonra her gün artan sayılarda ölümlerin olduğu günlerde silahların gölgesinde yaşamaya başladık. İşte o günlerin birinde karşı saflarda yer alan bir akrabamdan kimliğini bana doğru yere atıp “Ben kimliğimde İslam yazmasını istemiyorum” sözlerini duymuştum. Bende kimliğimi çıkarıp o­nun yüzüne doğru tutup “Bende İslam yazılmasını istemiyorum. Çünkü benim İslamiyet'im yüreğimde, kimliğimde yazmasa hiç bir şey kaybetmem aksine kazanırım, çükü eninle inanmadığın bir dinin mensubu olarak görülmek bana ağır gelir” diye cevap vermiştim.  Daha sonraki yıllarda Anayasa Mahkemesi din hanesinin yazılmaması doğrultusunda bir karar aldı ve ben bunu yukarıda açıkladığım düşüncem doğrultusunda olumlu karşıladım ama neden bilinmez bu güne kadar uygulamaya geçmedi.
Din hanesinin yazılması gerektiğini savunan bazı yaygın gazetelerin köşe yazarları gerekçelerini şöyle açıklıyorlar. İnsan öldüğü zaman hangi mezarlığa gömüleceğini bilmek için din hanesi önemlidir. Geçiniz efendim size yeşil ışık. Ben yaşarken dinim benimle Yaratanım arasında olduğuna göre, öldükten sonra da benimle birlikte gitmiştir. Beni bilenler Müslüman'dır diye şahadet ederlerse usule uygun olarak herhangi bir toprağın altına gömülmemin hiçbir önemi yok. Bu ister Müslüman mezarlığı olsun ister başka bir dinin mezarlığı. Yok, eğer arkamdan şahitlik yapacak çıkmazsa kimliğimde İslam yazmasının ne önemi var?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner16