Dünyanın en eski milletlerinden Türkler tarih boyunca kurduğu devletlerle ve ortaya koyduğu kültürel değerlerle medeniyetlerin kaynağı olmuşlardır. Çağdaş Avrupa medeniyetinin antik kökenlerinde de Türk izlerine kolayca rastlanır. Yunus Emre ve Mevlana adı gönül dünyasının, Mimar Sinan ve Itri adı sanat dünyasının, İbn-i Sina ve Farabî adı bilim dünyasının, Fatih ve Kanunî adı kahramanlık dünyasının şerefli tablolarında yerlerini almıştır.
Cumhurbaşkanlığının forsundaki 16 Türk Devleti gökteki yıldızlar gibi parlamaktadır.
             Türkler, İslam tarihinde derin izler bırakmışlardır. Yüce dinimizin Hanefî-Maturidî geleneğinin özel ve özgün bir kültür olarak yaşanması ve yaşatılması “Türk Müslümanlığı” diye de anılmıştır. 
             Türkler, İslam'ın bayraktarlığını yapmıştır. Bazı hadislerin ve ayetlerin Türkleri ima ve işaret ettiği anlatılmaktadır. “İstanbul elbette fethedilecektir. Onu fetheden hükümdar ne iyi hükümdar, onu fetheden asker ne güzel askerdir” diyen peygamberimizin övgüsünün muhatabı Bizans İstanbul'u fetheden ecdadımızdır. 
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onların yerine öyle bir kavim getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve şereflidirler. Allah yolunda cihat ederler. (Bu yolda) hiç bir kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah'ın bir lütfüdür. Onu dilediğine verir. Allah lütfü geniş olandır, hakkıyla bilendir” diye buyuran Maide Suresi'nin 54. ayetinde Selçuklu ve Osmanlı Devleti'nin işaret edildiğine inanılmaktadır. 
17. asrın âlimlerinden, İstanbul Vaniköy'e de adı verilen Vani Mehmet Efendi bu ayeti yorumlarken bakın neler anlatmaktadır; “Biz deriz ki bu kavim, Arap kavmine mugayeret-i temme ile mugayir bulunan Türk kavmidir. Zira biz uzun zamanlardan beri karada ve denizde, şarkta ve garpta Rumlar ve Frenklerle mücahedede bulunan gazilerin bütün Bizans ülkelerini zaptedip oralarda tavattun etmiş olan Türkler olduğunu görüyoruz. Bu suretle Rum, Ermeni ve Gürcü ülkeleriyle Frenk memleketlerinin bazıları ve Rus diyarının bir kısmı Türk memleketi haline gelmiş, Türk dili oralarda taammüm ve intişar etmiş, Türkler tarafından bu memleketlerde İslam ahlakı tatbik ve icra edilmiş ve Türklerin yümn ü bereketi sayesinde Hristiyan cemaatlerinin ekserisi İslam dinini kabul ederek evvelce, Rum, Frenk ve Rus oldukları halde bilahare Türkleşmişlerdir. Ve bu da Allah'ın Türklere nasip etmiş olduğu bir fazl-ı ilahidir.” Prof. Dr. Mehmet Öz, Türk Yurdu dergisi, Mart- 2012 
              “Mehmetçik: küçük Muhammet” anlamına gelen Türkçe bir ifadedir. 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlılar İngilizlerle harp ederken Arap Şeyhlerinden Şerif Hüseyin de Osmanlı Devletine karşı isyan etmiştir. İsyanın bastırılması için Teşkilat-ı Mahsusa (Osmanlı İstihbarat Teşkilatı) tarafından Hicaz'a gönderilen Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale zaferi ile ilgili şiirini yazarken Türk askerine “Mehmetçik” demiştir. Tarihte  “Mehmetçik” ismi ilk defa bu şiirde geçmiştir. Mehmet Akif Ersoy, onları “Bedrin aslanları” diye methetmiştir.
“Ah o yirminci asır yok mu o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyla sefil...
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına,
Döktü karnındaki esrarı hayâsızcasına.”
Bu dini yorumlar “Türk” ismini “İslam” ile bütünleştirmiştir. Kimi eski büyüklerimizin dediği gibi; Türklük Müslümanlıktan ayırt edilmemiştir. Türk derken İslam da kastedilmiştir. Bu yüzden hangi ırka mensup olursa olsun Osmanlı tebaasındakiler kendilerini Türk kabul etmişlerdir. Babası bir Arnavut olan milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'nda “kahraman ırkım” dediği herhalde Müslüman Türklerden başkası değildir. Ama bugün maalesef bölücü Kürtçü zihniyetin çıkardığı etnik fitne sebebiyle Türklük bir etnisite zannedilmiştir.
             Türklerde savaşların sebebi sömürge veya cengâverlik değildir. Niyet ve hedef “İla-yı Kelimetullah” yani Allah'ın adını yüceltmektir.
Türkler savaşta düşmana hücum ederken “Allah Allah” der.
             Anadolu'muzun efsane kahramanlarından “yiğitlerin serdarı Genç Osman” Sultan 4.Murat'ın ordusunda Bağdat seferine gitmiştir. Kelle koltuğunda üç gün savaşan Genç Osman destan hala söylenmektedir;
“Genç Osman dediğin bir küçük uşak,
Beline bağlamış ibrişim kuşak,
Askerin içinde birinci uşak,
'Allah Allah' deyip geçer Genç Osman.
Sultan Murat derki, gelsin göreyim.
Nasıl yiğit imiş bende bileyim.
Vezirlik isterse üç tuğ vereyim.
Kılıcından al kan saçtı Genç Osman.
Bağdadın kapısın Genç Osman açtı
Düşmanın cümlesi önünden kaçtı
Kelle koltuğunda üç gün savaştı
'Allah Allah' deyip geçer Genç Osman”
             1909 asilerinden, süpürge sakallı Avukat Gökdereliyan'ın 1000 Ermeni ile Kozan'a hareket ettiğinin, Kozan Kalesi'ne Ermeni bayrağı çekileceğinin haber verilmesi üzerine Kuvayımilliye Komutanı Tufan Bey keşif için 40 kadar Çete göndermiştir. Tumlu Kalesi'nde bekleyen Çeteler, gelen Ermenilerin çapulcu olduğunu görünce destek beklemeden “Allah Allah” deyip hücum etmiştir. Perişan halde kaçan Ermenilerden bol miktarda erzak, cephane ve ganimet elde edilmiştir.
Şair Mehmet Emin Yurdakul ne güzel söylemiştir:
“Kim derse ki burası Türk ülkesi,
Gözüm bayrak arar, kulağım ezan sesi”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.