İNSAFI KENDİMİZE,
İNFAZI EHLİNE BIRAKALIM
    Adettendir: Birileri gözaltına alındığında ya da tutuklandığında, birileri de hemen ehlinamus kesilerek fetva mekanizmasını işletirler. Fetva ile yetinseler gene iyi; infazı da kendileri yaparlar.
    Kimbilir, o gözaltına alınmayı ya da tutuklanmayı gerektiren hallerin envai çeşitleri belki kendilerinde de fazlasıyla vardır. Ama, “karda gezecek, izini belli etmeyeceksin” cingözlüğünün egemen olduğu, dolayısı ile açığa çıkmayan suçun suç sayılmadığı ülkemizde nice ehli namussuzun namus fetvasına soyunmasını da doğal karşılamak gerek.
    Rüşvet, iltimas, irtikap, iş takipçiliği, ihaleye fesat karıştırmak ve benzeri ahlâk ve yasa dışı fiiller, özellikle kamu kurum ve kuruluşlarıyla yapılan bürokratik ve ticari  bağlantılarda çok yaygındır ve maalesef doğal sayılacak hale gelecek kadar  yaygındır. Bir kısım vatandaşın işi gücü budur. Ekmeği aşı bu yollara endekslenmiştir.
     Bir kısmı da vardır, fırsat buldukça götürür..
     Yapmayanlara gelince:
     “Azıcık aşım, ağrımaz başım” kanaatkârlığını ilke edinmiş bir kısım vatandaşlarımız kan kusarlar ama kızılcık şerbeti içmiş adam havasına yatarlar. Bir kısım yapmayanlar ise, istemedikleri için değil, yapamadıkları için, beceremedikleri için, fırsat bulamadıkları için yapmayanlardır. Bir fırsat geçsin ellerine, yapamadıkları zamanların da acısını çıkarırcasına ne deve bırakırlar ortada, ne hamut.
    Götürmek isteyip de götürenlerin en büyük düşmanları da işte bu götürmek isteyip de götüremeyenlerdir. Götürenler  ya da götürmekle suçlananlar hele bir tutuklanmayagörsünler her köşebaşında bunların fetvasını dinlersiniz.
    Gerçekten götürmek istemedikleri için götürmeyenler ise, fetvayı da infazı da ehline bırakırlar. İlgililere bırakırlar. Dedikleri sadece şu olur:
    “Suçları varsa çeksinler, suçları yoksa Allah yardımcıları olsun! Suç sabit olmadan suçlamak günahtır.”
    Hazır bu konuya girmişken hadi gelin bu konuda bir  de mini anket yapalım kendi kendimize.
    Bir kenara çekilelim önce. Bir biz varız, bir de yukarıda Allah.
    Biz soracağız kendimize, yine biz cevap vereceğiz. Bir yukarıda Allah duyacak, bir de yerde vicdanımız duyacak.
    Farzımahal, sağlık kurumlarına sağlık malzemesi satan medikalciyiz… Ya da fırıncı, kabzımal, kasap filanız… Ya da  kırtasiyeci, matbaacı filan… Uzatmayalım, şuyuz, buyuz.
     Bir kurumun satınalma yetkilisi gelse, ya da yanına çağırsa…            
     “Ey filanca, sen analık çocuğu musun? İki lokma da sen ekmek ye. Al şu kadar işi, kendi teklif mektubunla birlikte üç teklif mektubu ayarla, kafana göre de bir fatura kes getir” dese…      
     Cevabımız ne olur?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30