Mehmed Âkif şairliğinin ve vaizliğinin yanında, dünya görüşü, hak ve hakikat anlayışı, bir fikir, gönül ve dava adamı oluşuyla milyonların gönlünde taht kurmuş özü sözü bir olan önemli bir mütefekkirdir.  Midhad Cemal,  Mehmed Âkif'i “Bir dağ silsilesini gezer gibi her seferinde bir başka zirvesini gördüğüm adam…” diye nitelendirir.  Onun “Safahat” adlı eseri ise bu milletin yaralarına merhem, susayan gönüllerine ilaç olmuştur. Evlerimizin başköşesinde “Kuran-ı Kerim”den sonra “Safahat”a yer verişimiz bundandır. Safahat sayesinde, susayan nice gönüller “Safahat” pınarından kana kana içerek maddî ve manevî susuzluklarını gidermişlerdir.
Hz. Ali “İnsanlar ya öğretmen olmalıdır ya da öğrenci, bu ikisinin dışında kalanlar pek işe yaramaz.” diyor. Bu sözde vurgulanan vasıfları değişmez düsturlar olarak hayatına aktaran müstesna insan Mehmed Âkif'tir. Âkif'i tanıyanlar, Âkif için “Ya okur ya okutur…” demişler.   Bu vasfı onun şair, yazar, musikişinas, mütefekkir, vaiz, nasih, hoca, hafız, baytar, pehlivan ve sporcu, muallim ve müderris, müellif, mütercim gibi özelliklerle anılmasını sağlamıştır.
Mehmed Âkif'in bu çok yönlü kişiliğini ise “Safahat”ta değindiği konulardan ve onun hatıralarından çıkartmak mümkündür. Âkif, 24 Kasım 1908 tarihinde Dârülfünûn'a “Edebiyat-ı Osmani” dersi hocası olarak 600 kuruş maaşla atanır. Âkif'in Eşref Edib' e aktardığına göre, yeni atandığı günlerde Dârülfünûn'da başından şöyle bir olay geçer:
“…daha önceden tanıdığı ve onu “ya bir kasap yahut bir et müteahhidi” zanneden bir zat ona Dârülfünûnun kapısında rast gelir ve orada ne işi olduğunu sorar. Âkif'i, olsa olsa dışarıdan derse katılan bir dinleyici, haydi oolmadı, bu yaşında talebeliğe özenmiş bir “nev-heves” olmaya yakıştırır. Ama onun, hem de”vekâleten değil asaleten”, “müderris sıfatıyla” üniversite kapısında bulunduğunu duyunca büsbütün şaşkınlaşır ve dudağını bükerek “Allah Allah…” demekten başka bir şey söylemez. Âkif bu vakayı Eşref Edib'e aktarırken gülerek: “Herif bana müderrisliği bir türlü yakıştıramadı.” diye keyiflenmiştir.”(1)
Mehmed Âkif'in büyük oğlu Emin'le ilgili bir hatırasını mektuplarından derleyen Prof. Dr. Turan Karataş şöyle aktarıyor:
“Oğlunun lisan öğrenemeyişine pek üzülüyor. İçi sızlayarak “bizim oğlanda hafıza denilen devletliden hiç nasip yok” diyor, bir de öykücük anlatıyor: “Ramazan'ın başından beri çalıştığı Tebbet Yedâ sûresini Kadir Gecesi dinletebildi, o da dört yanlışla! Sonra da bana, 'Baba, beni hafız mı etmek istiyorsun?' demesin mi! 'Oğlum, böyle bir şey aklımdan geçmedi. Zaten, baksana; maazallah öyle bir tasavvurum olsa, bu gidişle ömr-i beşer değil, ömr-i beşeriyyet bile yetişmeyecek' dedim.” (2) 
Mehmed Âkif'in musikişinaslığından bahsetmiştik. Âkif'in musiki ile teması evladı gibi sevdiği Neyzen Tevfik'ten ney dersleri almasıyla başlamış, sonraları musiki fasıllarının müdavimlerinden birisi olmuştur. Zamanla musiki dinlemek onda bir tutku, adeta bir sanat halini almıştır. Katıldığı musiki toplantılarında Âkif'in muzipliklerine de rastlıyoruz:
“Boğaziçi'nde Yeniköy'de dostlarından Emniyet Sandığı emeklisi Salâhaddin Bey adlı bir zâtın yalısındaki musiki ziyafetinde Âkif, davetliler arasında bulunan imam efendinin, faslın en canlı eserleri okunurken uyumaya başladığını görür. Onun bu davranışına canı sıkılan Mehmed Âkif, sofradaki soyulmuş salatalıklardan iki parça alarak uyuyan imamın eline koymuştu. Daha da komik olan husus şuydu: Uyanan ve gözlerini açtığında iki elinde soyulmuş taze salatalıkları gören imam efendi, hiçbir şey olmamış gibi iştahla onları yemeye başlamıştı.” (3)
Âkif, oğlu gibi sevdiği Neyzen Tevfik'in içki müptelalığına çok üzülür, sırf bu yüzden ona darılır, onunla günlerce konuşmazdı. Neyzen'in bin bir tövbesinin sonunda barışırlardı. Eşref Edîb, Âkif'in Neyzen'le olan hatırasını şöyle anlatıyor:
“Bir gün Sebîlürreşad idarehanesinde üstadla oturuyorduk. Neyzen Tevfik çıka geldi. Üst baş perişan, selâm vererek içeri girdi. Şöyle bir tarafa yıkıldı, çok sarhoştu. Biraz geçtikten sonra rakı dolu mataradan birkaç yudum aldı. Fakat bir yudum bile içecek hâli kalmamıştı. Biraz sonra mataradaki rakıdan avucuna boşaltarak kolonya gibi yüzüne, gözüne, başına saçlarına sürmeye başladı.
Nihayet neyini alarak üstâdın oturduğu koltuğun önünde, üstadın dizi dibinde oturdu, üflemeye başladı. Bu perişanlık içinde çok duygulu bir taksim yaptı. Baktık, üstadın gözlerinden sessiz sedasız yaşlar dökülüyordu. Neyzen Tevfik bunu görünce neyini bıraktı, üstadın boynuna sarıldı.
Sakalından, yanaklarından öpmeye başladı. Öptü, öptü…
Biz bu manzara karşısında şaşırdık. Üstâd neye ağladı? Neyin hazin sesine mi, Neyzen'in bu hâline mi? Artık ne bizim sormamıza lüzum vardı, ne onun söylemesine!
İşte ne vakit Neyzen'i görsem bu levha hatırıma gelir.” (4)
Mehmed Âkif'i tanımanın yolu onun çok yönlü şahsiyetini anlamaktan geçer. Âkif'i tanımak için “Safahat”ı okumak tek başına yetersizdir. Âkif'in çok yönlü kişiliğini ortaya koyan hatıraları, araştırma yazılarını okumak gerekir. Âkif'in bilinmeyen özelliklerini ortaya çıkartma konusunda az da olsa katkımız olduysa kendimizi mutlu sayarız.
Mehmed Âkif'i ebedî âleme irtihalinin 76. yıl dönümünde saygı, minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
(1)Eşref Edîb, Mehmed Âkif, Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, (hzl. F. Gün), İstanbul 2010, s. 302-303'ten M. Fatih Andı, “ Mehmed Âkif'in Dârülfünûn Hocalığı ve Dârülfünûnda Verdiği Edebiyat Dersleri”, Mehmed Âkif Ersoy, Ed. Mustafa İsmet Uzun, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2011, s. 391.
(2) Günaydın, Yusuf Turan, Mehmed Âkif'in Mektupları, Ankara, 2009, s.35'ten Prof. Dr. Turan Karataş, “Mehmed Âkif'in Mektupları”, Mehmed Âkif Ersoy, Ed. Mustafa İsmet Uzun, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2011, s. 456.
(3) Eşref Edîb [Fergan],age, C. I, İstanbul, 1938, s.279'dan Nuri Özcan, “Mehmed Âkif ve Musiki”,Mehmed Âkif Ersoy, Ed. Mustafa İsmet Uzun, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2011, s.467.
(4) Eşref Edîb [Fergan],age, C. I, İstanbul, 1938'den Nuri Özcan, “Mehmed Âkif ve Musiki”,Mehmed Âkif Ersoy, Ed. Mustafa İsmet Uzun, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2011, s.470-472.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.