Mehmet Âkif, düşünceleriyle beni etkileyen önemli şairlerimizden biridir. Dünya görüşü, hak ve hakikat anlayışı, bir fikir, gönül ve dâvâ adamı, en önemlisi de özü sözüne uygun bir ahlâk kahramanı oluşuyla etrafını etkisi altına alan önemli bir mütefekkir olarak milyonların gönlünde taht kurmuştur. Bu nedenle “SAFAHAT”, şahsî kitaplığımın ilk sakinlerinden biri olmuştur. Büyüklerimizden dinlediğime göre evlerin başköşesinde “Kur'an-ı Kerim”den sonra bulunan ikinci kitap “Safahat” imiş. Safahat'ın bu denli baş tacı edilmesinin bir sebebi olsa gerek. Çünkü Mehmet Âkif, “SAFAHAT” ile nice gönüller fethetmiş, böylece sayısız evlerin başköşesinde yer bulmuştur. 
Kitaplığımızda önemli bir yeri olan “Safahat”, Mehmet Âkif'in şiirlerini topladığı yedi kitaplık külliyatın genel adıdır. Bunlardan sadece birinci kitap  “Safahat” adını taşır, diğer kitapların müstakil adları vardır. Safahat'ı teşkil eden eserler şunlardır: Safahat, Süleymâniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fâtih Kürsüsünde, Hâtıralar, Âsım, Gölgeler.
2011 yılı Mehmet Âkif'in vefatının 75. yıldönümü olması münasebetiyle UNESCO ve Kültür Bakanlığı tarafından “Mehmet Âkif Yılı” ilan edildi. Bu yüzden bu yılda diğer yıllara nazaran önemli programlar tertiplendi, çeşitli kitaplar yayımlandı. Bu kitaplardan biri de “Hakikat Adamı MEHMET ÂKİF'E ARMAĞAN” (Konya, Nisan 2011, XVII+386 s.) adlı eserdir. Editörlüğünü Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit, editör yardımcılığını da Doç. Dr. Ahmet Çaycı'nın üstlendiği bu eser Âkif'in; “Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim.//İnan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim.//Şudur cihânda benim en beğendiğim meslek://Sözüm odun gibi olsun; hakîkat olsun tek.”  mısralarıyla başlıyor. 15 akademisyenin kaleminden Âkif ve fikirlerinin çeşitli yönlerden ele alınıp incelendiği bu eserin “Sunuş” yazısında ise şu görüşlere yer veriliyor:
“Şunu çok iyi biliyoruz ki Mehmet Âkif'in hayatı da, şahsiyeti de, eserleri de, böyle vesilelere muhtaç olmayacak kadar önemli ve etkili güzelliklerle doludur ve bu ülkenin insanları onu anmak, onun sesine kulak vermek, söylediklerinden ve yaşadıklarından ders almak, hikmet devşirmek ve beslenmek için sık sık o hayata, o şahsiyete, o eserlere yönelmişlerdir. Bununla birlikte, bugüne dek yapılmış olanların yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü Mehmet Âkif, insanlık tarihinin en belirgin dinamiklerinden biri olan hak ve hakikat mücadelesinin, haksızlığa karşı çıkma ahlâkının, özgürlük ve adalet arayışının müstesna kahramanlarından biridir. Bu kahramanı tanıma ve tanıtma yolunda yapılacak her iş, gerek tek tek kişiler olarak, gerekse toplum olarak kendimizi tanıma, hayatımızı anlamlandırma ve güzelleştirme çabalarımıza zenginlik katacaktır.” 
Mehmet Âkif'in insanlık tarihinin en belirgin dinamiklerinden biri olan hak ve hakikat mücadelesinin, haksızlığa karşı çıkma ahlâkının, özgürlük ve adalet arayışının müstesna kahramanlarından birisi olduğunu şu veciz ifadelerde görmek mümkündür.
 Mehmet Âkif, milletin içinde bulunduğu dert, felaket ve acıları onlarla birlikte yaşayan ve derinden hisseden bir gönül fedâisidir. Memleketi saran dert ve meseleleri;
“Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım!” diye inleyerek dile getirmiştir.
Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları ile yıllar süren savaşların ardından İstanbul'a düşman askerlerinin ayak basması onu kahrediyor, gözyaşlarını tutamayarak şu dizeleri söylüyordu:
“Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…
Bir bu toprak kalıyor dînimizin son yurdu!”
Mehmet Âkif, gönlünde beslediği vatan sevgisini İstiklâl Marşı'nda “Cânı, cânânı bütün varımı alsın da Hudâ, // Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.” diyerek dışa vuruyordu. 
Millet olarak sahip olduğumuz bağımsızlık, özgürlük ve kendine güven duygusunu;
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. 
Hangi çılgın, bana zincir vuracakmış? Şaşarım! 
Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım; 
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.” diye haykırarak dile getiriyordu.
Çanakkale'de yedi düvele meydan okuyan bir neslin devamı için “Âsım”ı örnek gösteren şair, “Âsım'ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek; // İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmiyecek.” diyerek “Âsım”ın örnek şahsiyetini gelecek nesillere miras bırakıyordu.
Âkif, hayatın gerçeklerini saklamayı zül saymış, gerçeklerin ne kadar acı da olsa korkusuzca, dosdoğru söylenmesi gerektiğini şu dizelerle savunmuştur:
“Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim.
İnan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim.
Şudur cihânda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun; hakîkat olsun tek.”
Gönlü vatan ve millet ateşiyle yanıp tutuşan Mehmet Âkif, kendisini vatanına ve milletine adayan, gönlünde beslediği vatan ve millet ateşini yazdıklarıyla milyonların gönüllerine nakşeden;  haksızlık karşısında susmayan, yazdıklarıyla yaptıkları örtüşen, ömrünün sonuna kadar da mütevazı bir hayat süren,  büyük bir mütefekkir, büyük bir dâvâ adamı ve önemli bir şahsiyettir. Âkif'in bize bıraktığı bu büyük mirastan lâyıkıyla nasiplenebilmek ümidiyle…
Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30