Adı Çin'di kalabalık düşmanın. Hediyeleri yumuşak ipekli kumaş, dilleri tatlıydı o­nların. Gök Türkler, kandılar o­nlara ve birbirlerine düştüler, darmadağınık oldular. Ve sonra “Süngülüler gelip işgâl ettiler” Ötüken çevresini. Esir alıp Siganfu'ya götürdüler Han sülalelerini. Yarım kara asrı boyunları bükük yaşamaya başladılar. Yıllardan 639 yılıydı.  Kırk bir arkadaş söz verdiler çifte su verilmiş kılıçları üzerine; “ Gök girsin, kızıl çıksın” diye and içtiler. Bu tutsaklıktan kurtulmalı, Ötüken'e ulaşmalıydılar. Ötüken'e, halkının arasına bir ulaşsaydılar, birlik olup dirlik kurmaları zor olmayacaktı. Kurt başlı, gök mavisi bayrakları, Ötüken göklerinde dalgalanacaktı yine. İçlerinde en çok çile çekmiş, en bilge olanını lider seçtiler. Kür Şad' dı o­nun adı… Çuluk Kağan oğlu Kür Şad.  Masmavi bakışları gönüllere ferahlık verir, çelik parmakları hep uzakları gösterirdi. Ötüken'e ulaşamadan kalabalık Çin ordusu tarafından birer birer öldürüldüler. 

Ötüken'e, Orhun'a, Selenga'ya ulaşamadan Vey ırmağı kıyısında öldürüldüler. Ne şanlı, ne anlamlı bir ölümdü ki bu ölümler, bağımsızlık aşkımızın sönmeyen meşalesi oldular.

“ Kim derdi ki Kür Şad kemikle etti

O bir kişi değil, o bir devletti …” diyerek O'nu andıkça yolumuz aydınlanır, yüreklerimiz toplu vurmanın aşkıyla coşardı. Kutluk'u,  İlteriş yapan O'nun azmi, Çağrı Bey'i, Anadolu'ya ulaştıran O'nun kararlılığıydı.. Türk'ün yüzyıllarına hükmeden bir ses, bir nefesti o.

 639 yılından bin dört yüz yıl kadar sonraydı ve 1919yılının 19 Mayısıydı …
 Mayıs 29 unda fethedilmiş İstanbul işgâl altındaydı. Bütün Anadolu işgâl ediliyordu.
 Cepheden cepheye Osmanlı Sancağı altında koşmuş yiğit komutanlar söz verdiler Anadolu'ya ulaşmak, milletiyle kucaklaşmak için. Berat aldılar sultanlarından koştular Anadolu'ya. “ Milleti bu durumdan ancak kendi kararı ve azmi kurtaracaktır.” Diye haykırdılar. Ali Fuat CEBESOY, Rauf ORBAY, Refet BELE'ydi adları… Bir Kâzım KARABEKİR vardı ki içlerinde Doğunun Fatihi diye anacaktı tarihler adını. Savaş meydanlarının, gönüllerin fatihiydi, yetimlerin babasıydı o. Ve bir Erzurum sabahında topuk vurup selam durdu. “ Kolordumla emrinizdeyim Paşam!” Mavi bakışları daha ötelere ulaşan Mustafa Kemal'di O'nun adı.    Gün birlik günüydü. Birliğin olduğu yerde benlik olmazdı. Bir elin beş parmağı gibiydiler. Kenetlendiler, yumruk olup sıkıldılar. İşaret parmağı oldu Mustafa Kemal. O'nun peşinden koştular. 
 Analar bebelerinin üstünden aldığı battaniyeleri mermilerin üstüne sarıp cepheye doğru yol aldılar. Elif Bacılar, sarı öküzün çöktüğü yerde kendilerini koştular kağnılarına. Antep'te; “ Düşman bu köprüden geçemez.” Sözünü veren Şahin Bey, yumruklarıyla döğüşürken düştü toprağa.  Osmaniye' de son sözü “ Cesedimi gâvurlara bırakmayın!” oldu Şehit Rahime Hatun'un. 
 Bir'n emrinde beş ve Beş'in emrinde beş bindiler, yüz binler olup yürüdüler düşman üstüne. Ne yer, ne yar hayali kaldı yüreklerinde. Bir hilâl, bir de yıldız vardı göklerde nazla dalgalanan ve gece gündüz sönmeyen. Yürüdüler. 'İlk hedef, Ak Deniz'i işaret eden bir el vardı gözlerinde. “ Büyük hedeflere doğru yürüyenler asla yorulmazlar.”  Diyen bir ses vardı kulaklarında. Yürüdüler. O nazlı hilâl uğruna toprağa düşenler çok oldu ama yorulan asla olmadı.

Bu günden 91 yıl öncesini ve oradan 1471 yıl öncesini hatırlayanlarda yorgunluk belirtileri olabilir mi?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner16