Bayrağımız bağımsızlığımızın işaretidir. Ayı İslam'ın, yıldız Türklüğün simgesidir. Türkü bayraksız, bayrağı ezansız düşünmek mümkün değildir. Bayrağımız, Adana Valisi Fransız Albay Bremond'un talimatı ile indirilmiş yerine Fransız Bayrağı çektirmiştir.
          İşgal yıllarında bayrağımızla ilgili pek çok olay meydana gelmiştir.
          Maraş'ta Sütçü İmam çarşıda dükkâncılık, camide Müezzinlik yapmaktadır. 30 Ekim 1919 Cuma günü bir grup Fransız askerinin hamamdan çıkan Türk kadınlarına sarkıntılık etmek istediğini gören Sütçü İmam tabancası ile birkaçını temizlemiştir.
              Osmaniye'de han işleten Ermeni Mebus Hırlakyan Agop'un Maraş'taki evinde Cuma gecesi, Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan mübarek gece ziyafet verilmiştir. Hırlakyan'ın kızının isteği üzerine Fransız Komutan Maraş Kalesindeki Türk bayrağını indirtmiş, yerine Fransız bayrağı çektirmiştir. Cuma günü hutbede İmam Efendi “Kalesinde bayrağı dalgalanmayan esir bir ülkede Cuma namazı kılınmaz” demiş ve namaz kıldırmaktan vazgeçince bayrağımız kaleye yeniden çekilmiştir.     
                Tarihçi Cemal Kutay'ın, Mersin Kuvaymilliye Cemiyeti'nin “Kurtuluş Savaşında İçel” kitabından alıp anlattığına göre,  Çukurova Türk-İslam Cemiyeti kuran Mersinli gençler Yeni Cami Müezzini Hacı Bey'e gitmiş, 5 Eylül 1919 günü Cuma namazını bayrağın altında kılmak istediklerini söylemişlerdir. Müezzin Hacı Bey, yasak olduğunu bile bile namazdan önce Yeni Cami'nin minaresine Türk Bayrağı çekilmesine izin vermiştir.
    Yanık sesli Müezzinin okuduğu Cuma salasını ve ezanı duyan, minarede dalgalanan bayrağımızı gören halk camiye akın etmiştir.
    Yeni Cami'ye Türk Bayrağı çekildiğini haber alan Fransız Guvernör Anfre jandarmaya talimat vermiş, bayrağın indirilmesini, bayrağı çekenlerin yakalanıp getirilmesini istemiştir. Çok geçmeden Müezzin Hacı Bey jandarma nezaretinde Guvernör Anfre'nin makamına gelmiştir.
             Guvernör, yanındaki Fransız ve Cezayirli subay ile beraber makamını mahkeme salonuna çevirmiştir. Tercüman aracılığıyla Guvernör'ün sorusuna Müezzin cevap vermiştir.
    Guvernör Anfre;
    Türk Bayrağını Yeni Cami minaresine sen mi çektin?
             Müezzin Hacı Efendi;
    Evet.
             Guvernör Anfre;
    Türk Bayrağı çekmenin yasak olduğunu bilmiyor musun?
    Müezzin Hacı Efendi;   
              Efendim, biliyorum. Ama siz de biliyorsunuz ki biz Elhamdülillah Müslüman'ız. Osmanlı Sultanı, Padişahımız da peygamberimizin halifesidir....”
    Müezzin'in ağzından çıkan “Müslüman, Osmanlı Sultanı, Peygamber, Halife...” gibi sözleri duyan Cezayirli subay oturduğu birden ayağa kalkıvermiş, esas duruşa geçmiş ve Müezzinle göz göze gelmiştir.
             Ne olup bittiğini anlamaya çalışan Guvernör Anfre, bu mahkemeye daha fazla devam etmenin doğru olmayacağını hissetmiş, bir daha Türk Bayrağı çekmemesini tembih ederek Müezzin'i göndermiştir.
            Kuvayımilliyecilerin çoğu vefat etmiştir.
            Kuvayımilliyecilerin adı 7 Ocak Bayramlarında yaşasa da hatıralarının çoğu unutulup gitmiştir.
            Son Kuvayımilliyecilerden Kılıç Ali'nin vefat etmeden önceki son 7 Ocak 1992'de, Çete Bayramında anlattığı hatırası çok anlamlı ve etkileyicidir.
             Fransızlar Osmaniye'yi terk etmiştir. Halk büyük bir sevinç içindedir. Hükümet Konağı'na bayrağımız çekilmiştir.
             Kılıç Ali'nin karısının yastık içinde sakladığı bayrak ta şimdiki Cumhuriyet Meydanı'nın yerindeki Jandarma Dairesi'ne çekilecektir. Bayrak çekilirken halk sevincini dua ederek, tekbir getirerek belli etmektedir.
Bir ara kalabalıkta hareketlenme meydana gelmiş, “Kürdün karısı” diye bilinen Fatma Aksay,  oğlu Küçük Mehmet ile beraber kalabalığın arasından ilerleyip Jandarma Dairesi'nin merdivenlerine gelmiştir. Ellerini kınaladığı oğlu Mehmet'i merdivenlere yatıran Fatma Hanım belindeki bıçağı çıkarmış, halkın şaşkın bakışları arasında Mehmet'in boynuna dayamıştır.
Hiç beklenilmeyen bu manzara karşısında donup kalan halkın arasından Besneklerden Elif Hatun ileri fırlamış, Fatma Hanımı elinden yakalamış, “Ne yapıyorsun bacım?” diye bağırmıştır.
Fatma Hanım kararlıdır. “Aklım yerinde benim. Sen karışma!” diyerek elini kurtarmıştır.
 Ve Fatma Hanım kalabalığa dönerek ne yaptığını anlatmaya çalışmıştır;
“Bayrağımız tekrar dalgalanırsa oğlumu kurban edeceğimi söyledim. Söz verdim. Sözümü yerine getireceğim.”
Olaya müdahale eden Jandarma Komutanı Binbaşı Kenan Bey; “Evlat mı, yoksa vatan mı tatlı bacı? Bırak bıçağı...” deyince Fatma Hanım'ın cevabı herkesi ağlatmıştır; “Vatanın yanında evladın lafı mı olur?”
Durumu haber alan Abdurrahman Hoca koşarak gelmiş, Hz. İsmail kıssasını anlatarak Fatma Hanımı ikna etmiştir. Oğlu Mehmet'in yerine bir koç kesilmiştir. 
Fatma Hanım'ın kocasının şehit olduğunu söyleyen Kılıç Ali devam ediyor. Diyor ki; “Küçük Mehmet'i yerden kaldırdım. Bak Mehmet, anan seni vatan için kesecek” dedim. Küçük Mehmet'in gözlerinin içi gülmekteydi. Omuzunu silkeleyerek cevap verdi;
“Keserse kessin”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.