ASIM HOCAMIZI KAYBETTİK

Bir ölü salâsı ya da ölüm anonsu duyduğumuz zaman tanıyamamışsak yanımızdakilere sorarız:
 Kim bu yaa?
 Hani falan falan vardı ya? Kendi halinde gariban bir adam…
 Çıkaramadım inan…
Artık hatırlatmaya çalışır yanımızdaki.. şöyleydi, böyleydi, falan yerde çok görülürdü vesaire… Ama bazı insanların adını duyar duymaz şak diye anlarız; çünkü toplumun çeşitli kesimlerinde bulunmuş, hep faaliyet peşinde koşmuş, insanlara ve çevresine faydalı olmaya çalışmış.. tabiri câizse toplumun temel taşlarından biri haline gelmiştir… İşte Asım ERKOÇAK da o insanlardan biri idi…
Asım Hoca'm eski ifadeyle Gazetecilik Fakültesi, yeni ifadeyle İletişim Fakültesini bitirmiş ve mesleğine saygı duyan biriydi. Kıt kanaat geçinen bir aileye mensup olduğu için de ulusal gazetelerde çalışma imkânı olmadı… Bazı okullarda ücretli olarak Türkçe derslerine girdi, sürücü kurslarında Trafik derslerine, Güvenlik Kurslarında da Etkili İletişim derslerine girerdi. Fakat onun zevk alarak yaptığı iş Kınık Gazetesi'nde günlük yazılar yazar, duygu ve düşüncelerini okuyucularıyla paylaşırdı. Okuyucuları da iyi bilirler ki, bu yazıları çok ciddiye alır ve büyük bir özen gösterirdi…Bu arada bir de Osmaniye Neva Mûsikî Cemiyeti'nin kurucularından olup cemiyetimizde korist ve solistlik yapıyordu.
Asım Hoca'mın hiç ihmal etmediği bir şey vardı ki: Cebinden o küçük şekerleri eksik etmezdi. O şekerleri sadece küçüklere ikram etmez; büyüklere de verirdi… O şekerler, karşıdakine olan sevgisini ifadede bir araç oluyordu, insanlara bir şekilde sevgisini ifade etmek istiyordu… Öyle ki her gün uğradığı yerler vardı; girer girmez yüksekçe bir sesle “Selamu Aleyküm!” der ve karşılığını da yine yüksekçe görür; bu arada oradakiler şeker alma pozisyonuna geçmişlerdir ve bunu belli-belirsiz ifadeye başlarlar. “Durun ulen çocuklar, durun vereceğim” gibi sevgi dolu cümlelerle onlara karşılık verir elini cebine sokar ve bir avuç o şekerlerden çıkarır. (Şu an biz o küçük şekerlere 'Asım Hoca şekeri' diyoruz). Biri “Ben yeşil istiyorum bugün” derken öteki, “Benimki eflatun olsun” der ve o da “Ulen ocağın yana, al eflatun olsun bakim” şeklinde bir şeker faslı geçilir. Aslında o insanların derdi şeker değildir.. şekere çok değer veren insanlar da değillerdir. Fakat o şekerdeki sevgiyi çok iyi bilirler… Yani Asım Hoca'm onlara olan sevgisini ifade etmek için şekeri nasıl araç olarak kullanmışsa o insanlar da Asım Hocalarına olan sevgilerini, o şekerleri kabul şekilleriyle ifade ederler. Ne güzel bir ifade ki anlatırken bile gözlerim doluyor.
Asım Hoca'm tartışmayı da sever. Öyle bir tartışır ki sesinin kontrolünü kaybeder, kıpkırmızı olur. Seyreden kişi der ki: “Şimdi üstüne yürür ve kavga başlar.” Hatta karşıdaki kırılır da bu arada.. ama tartışma biter, çok değil yarım saat sonra o kişiyle kaldırımda karşılaşsa, sanki tartıştığı kişi o değilmiş ve sanki iki aydır görüşmemişler gibi onunla tokalaşır, yanaklarından öper (tokuşmaz, bildiğiniz, öper)
Ve gözlerinin içi güler.. o tartışmadan eser yoktur… Birkaç defa bana demiştir: “Yahu ben niye bu kadar parlıyorum, bu kadar öfkeleniyorum.” Merhum, o yönünden kendisi de şikâyet ederdi…
Asım Hoca'mla bir işe girişmişseniz asla bir kenarda durmaz ve bir ucundan tutmak ister, taşın altına muhakkak bir elini koyardı. Asla “Arkadaşlar hallediyor,
benim bulunmam şart değil” zihniyetinde biri değildi. Ayrıca, kaba bir ifadeyle “avanta”yı sevmezdi; 'arada ben de kaynarım” zihniyetine şiddetle karşı çıkardı. Geçim sıkıntısı çekse bile katkıda bulunması gerektiği yerleri kendisi anlar; başkasının söylemesine fırsat vermez; durumu iyi olan bazılarından daha fazla katkıda bulunsa bile azlığından eziklik duyduğunu hissettirirdi.
Cenazeleri ve hasta yoklamalarını ihmal etmezdi. Ne yapar eder ziyaret eder, edemese de bütün imkânlarını yoklar çabasını gösterirdi. Sanırım bu yüzden de Ramazan bayramı olmasına rağmen gayet kalabalık bir katlım oldu cenaze törenine ve taziye yerine…
Asım Hoca'mı anlatmaya sayfalar yetmez. Son bir özelliğine değinerek bitireceğim: Merhum biraz aceleci idi… Bir yere gidilecekse toplanma yerine ilk gelenlerden olurdu… Bunu, bizlerden ayrılırken de yaptı: Başkent Hastanesinde onu iyileştirmeye çalışıyorlardı, bir ara tedaviye cevap vermeye de başladı ama.. gecikiyordu; beklemedi.. “Yolcu yolunda gerek” dedi ve GİTTİ !..
Birçoklarınız gibi ben de bir dostumu kaybettim…
Neva'mızın önemli bir elemanını kaybettik.
HEPİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN…
ALLAH ONUN MEKÂNINI CENNET EYLESİN…

Nazım GÜNAY
Emk. Edebiyat Öğretmeni
Osmaniye Neva Mûsiki Cemiyeti Bşk.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner16