Her insanın kendine göre anıları vardır.
Her insan günü geldiğinde kendi anılarını kendince dillendirir.
Ama şairimiz Enver Üste anılarını değil, anılarımızı uzun bir “tahassürname” biçiminde dile getiriyor.
Biraz uzunca da olsa, insanı alıp geçmişin özgün, bize has dünyasına götürmesi bakımından önemli bir değeri ortaya koyuyor.
“Anılarda Kalanlar”ı, biraz da kısaltarak,  birlikte okuyalım:

“Bir zamanlar bu yerde şirin bir şehir vardı
Suları coşkun akar, her tarafı yıkardı.

Tüm evlerin süsüydü portakal bahçeleri,
Çiçeğinin kokusu kaplardı caddeleri.

Güler yüzlü insanlar birbirine giderdi,
 İki gün görmediği dosta sitem ederdi.

Kendi oyunumuzu hep kendimiz kurardık.
Bilmeceler sorarak kafamızı yorardık.

Ayak topu oynardık, turunçtandı topumuz,
Bir turuncun peşine koşar idik hepimiz.

Zevkle oynadığımız “gıç gıç”'larımız vardı,
Uçurtma zamanımız genelde sonbahardı.

Eğer rüzgâr az ise tırmanırdık yokuşu.
Elimizde kasnaklı bazı bazı “cinkuşu”.

Binmecine olurdu bizde “çelik” oyunu.
Yenilenin çok zaman sıkılırdı boyunu.

Bazen çiğdem deşmeye çıkar idik dağlara,
Üzüm koparmak için dikilirdik bağlara.

Bir çemberin peşinden dere tepe aşardık.
Yokluk, yoksulluk vardı, ama mutlu yaşardık.

Şalvarları şişirip üzerine yatardık,
Sopalarla Hamus'ta gelebicin tutardık.

Yaylalara çıkınca cızzan yapıp binerdik.
Gıcırtısı zevk verir düşene dek dönerdik.

Hızlı dönmesi için sert olurdu kiriştek.
Gaytanı dolamadan biraz mumlamak gerek.

Kırlara gidilirdi, serilirdi hasırlar,
Hasırlara oturup, yoğrulurdu kısırlar.

Keşikle yapılırdı ufak çaptaki işler,
Yarenlik yapılırken keyfe gelip gülüşler.

Hiç kimseyi üzmezdi hiç kimseyi kırmazdı,
Zaten kimse üstünde çok ta fazla durmazdı.

Herkes yaşına göre söz alıp konuşurdu,
Yazlık sinemalarda sevenler buluşurdu.

Aile yerindeki sevdiğine bakardı,
Nabzı çok hızlı atar ateş olup yakardı.

İstasyon caddesinde ulu çınarlar vardı,
Bütün kuşlar toplanıp dallarına konardı.

Parktaki tas gülleri dallarında solardı,
Çocuklar bahçelerden caneriği çalardı.

Evlerde toplanırdık heyka dinlemek için,
Pür dikkat kesilirdik iyi anlamak için.

Bazen heykâ içinde türküler söylenirdi,
Sade çocuklar değil dinleyen eğlenirdi

Havalar ısınınca Karaçay'a giderdik,
Bazen huysuzluk yapıp yolda kavga ederdik.

Bildiğimiz duayı okuyup yarışırdık,
Çürüktaş'a varmadan yeniden barışırdık.

Karaçay'ın suları yine böyle serindi,
Çürüktaş'ın göleti boyum kadar derindi.

Arkadaşlar kayadan tepe üstü atlardı
Soğuyan karpuzumuz ortasından çatlardı.

Ne güzelim bahçeler ne dar sokaklar kaldı,
Güzelliğin yerini beton binalar aldı.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30