Nusret, Kuvayımaneviye denilince akla gelen bir terimdir.
           Kur'an-ı Kerim'de “nusret” ifadesi ile  “Allah'ın yardımı” kastedilir. Bedir Savaşı'nda, sayıca üç kat fazla olan Mekkeli müşriklere karşı müminlerin yanında savaşan manevi askerler “kuvayımaneviyeciler” şöyle ifade edilmiştir;
          “Şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için ibret vardır. Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğine nusretiyle destek oluyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır. Al-i İmran13” 
         “Nusret ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır. Al-i İmran126” 
           Çanakkale savaşı anlatılırken “nusret” ile ilgili pek çok söylence dillendirilmiştir. 
           Cephede şehitleri taşıyan Yarbay Hasan, yaralı askerler arasındaki bir Fransız askeri tarafından hançerlemiştir. Yarbay Hasan son nefeslerini vermektedir. Rengi iyice sararan Yarbay bir ara gözlerini açmış ve askerlerinden kendisini kaldırmalarını istemiştir. Askerlerin yardımıyla ayağa kalkan Yarbay'ın son sözleri, kendisine ağuşunu açmış bekleyen sevgilisi içindir; “Ben size geliyordum, niçin zahmet ettiniz Ya Resulallah!”
          Çanakkale savaşında mayın taşıyan geminin adı Nusret Mayın Gemisi'dir. Savaştan sonra kuru yük gemisi olarak kullanılan gemi miadı dolduğu için 1955 yılında Mersin sahiline terk edilmiştir. Tarsus'ta Çanakkale Parkı açan Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, gemiyi tamir ettirip buraya yerleştirmiştir.
İşgalci Fransızlar halka şirin görünmek için Cezayir'den ve Senegal'den asker getirmişlerdir. Müslüman Arap Askerleri ile Türklerin camide/cephede ilginç karşılaşmaları hala söylenir. Kuvayımilliyeci Ali Ağa'nın torunu Ali Keskiner'in “Arapların Türklere değil havaya ateş” ettiklerini, hatta “çetelerin alması için mermileri toprağa gömdüklerini,  işaret için üzerine de bir mermi diktiklerini” söylemesi Kuvayımilliyeci Dervişiyeli Gümrük Mehmet'in yeğeni Süleyman Kaya tarafından da teyit edilince daha anlamlı hale gelmiştir.  Kuvayımilliyeci Alicik Abdullah da Müslüman askerlerin yere mermi gömdüğünü, Türklerin alması için üzerine işaret olarak mermi diktiğini söylemiştir. 
             Alicik Abdullah (Ulaş), Mamure baskınında esir düşenlerdendir. Mamure İstasyonu'nun bodrum katına hapsedilen Alicik Abdullah'ın Müslüman askerler sayesinde serbest bırakıldığı söylenmektedir. Ama Mamure Baskını'nda Saim Bey'in Arap askerlere “Ben Müslümanım, Sen de Müslümansın” demesine rağmen şehit edilmesinin, Müslüman askerlerin Saim Bey tarafına geçmemesinin sebebini izah etmek mümkün değildir.
Osmaniye/Merkez Haraz Mahallesi'nde oturan Mulla Mustafa oğlu Hakkı Bindebir aslen Ahıska Türkmenlerindendir. 93 harbinden sonra Osmaniye/Dağıstan Mahallesi'ne gelmiş, sonra Küllü Köyü'ne gitmiş, Küllü'de çok kalmadan Fenk Yaylası'na gelip yerleşmiştir.  Adından da anlaşılacağı gibi Mulla Mustafalar hoca taifesindendir. Mulla Mustafa'nın kardeşi Şıh Hacı Osman Efendi Osmaniye/Alibeyli Camii'nin hem yapımında çalışmış, hem de caminin Sıbyan Mektebi'nde ders okutmuş bir kişidir. Hac için gittiği Medine'de vefat etmiştir. 
             Mulla Mustafa'nın diğer oğlu Hakkı Bindebir çetedir. Milli mücadelede manevi askerlerin yardımı ile ilgili olarak Hakkı Bindebir'den aktarılan hatıra çok anlamlı ve önemlidir. 
            Oğlu Ömer Bindebir (60) anlatıyor:
          “Babam Hakkı Bindebir yaklaşık 23 yaşlarında iken 1920'de Kuvayımilliyeye girmiştir. 5 Ağustos 1920'de Hacı Ökkeş'in konağındaki Fransız karargâhına yapılan baskına katılan çetelerdendir.
         1 Kasım 1920'de başlayan Kanlıgeçit Savaşı'na katılan babam gusül abdesti için dereye gitmiştir. Elbisesini giyerken bir grup Fransız askeri etrafını çevirmiştir. Paniğe kapılan babam ani bir hareketle süngüsünü alıp 'Yaklaşmayın' diye haykırınca Fransızlar önce geri çekilmiş, sonra da ellerini havaya kaldırıp teslim olduklarını ifade etmişlerdir. Babam Fransızları önüne katıp karargâha getirmiş, komutanına 'Buyurun efendim, size esir getirdim' demiştir.
          Çete Hakkı'ya 'Oğlum, bu nasıl oldu?' diye soran komutana Fransız askerleri arasında bulunan bir Ermeni cevap vermiştir; “Çete Hakkı'nın yanında çok sayıda silahlı asker vardı. Bizi onlar teslim aldı.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30