“Dağ ayrı, duman ayrı,
Saz ayrı keman ayrı...
Ayrıldık, ayrı düştük; 
Gezek bir zaman gayrı.”
Ülkü Önal aslen Artvin/Ardanuç'ludur. 
Ankara'da oturuyor. 
Köken itibariyle Ahıska Türkü oluyor.
Prof.Dr.Yunus Zeyrek yönetimindeki Bizim Ahıska Dergisi'nde yayınlanan “Osmaniye'de Yaşayan Acara ve Ahıska Muhacirleri” makalemi okumuş. 
Tanıştık.
Mütevazı bir hanımefendi... 
Elinde fotoğraf makinesi, videosu ile araştırma yapıyor. 
Bana “Ahıska'dan Sürgün Hatıraları” adlı kitabını verdi. 
Okudum. 
Dikkatlice okudum. 
14 Kasım 1944'te, 2.Dünya Savaşı yıllarında, eski Türk takvimine göre Koç Ayı'nda, tren vagonlarına doldurulup Orta Asya'ya sürülen binlerce Ahıska Türkünün hazin hikâyesini yaşayanların dilinden anlatıyor.
Kitap bize tarihimizi hatırlatıyor.
Bilindiği gibi zalim Stalin zamanında, Almanya'dan Çin'e kadarki geniş coğrafyaya komünizm hâkimdi. Bu geniş coğrafyada yaşayan Türkler komünizmin esaretinde inim inim inlemekteydi. Stalin Türkiye'ye de gözünü dikmişti. Ve Türkiye, merhum Necdet Sevinç'in ifadesiyle dünyada bir pul gibi idi. Dışarıdan Stalin'in, içerden komünist işbirlikçilerin baskısı ile bunalan CHP Hükümetlerinin yaptığı tek şey onlara müsamaha ile davranarak zaman kazanmak idi. Kırım'da Öğretmen Gaspralı İsmail Bey'in “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” parolasıyla teşkilatlanan İstanbul Üniversitesindeki Türk milliyetçilerinin 1912'de kurduğu Türk Ocağı 1931'de sebepsiz yere kapatılmış idi. Milliyetçi Öğretmen Hüseyin Nihal Adsız Başbakana gönderdiği mektuplarla Hükümeti tenkit ettiği için  3 Mayıs 1944'te “Irkçılık Turancılık” suçlamasıyla mahkûm edilmişti. 
Kitabın hatırlattığı ikinci konu Türk tarihinin sadece Osmanlı tarihinden ibaret olmadığı idi.   Mesela Kafkasya'dan Orta Asya'ya uzanan topraklarda Sultan-ı Turan Timur'un, Mısır'da Sultan Baybars'ın Kıpçak Türkü olduğu unutulmamalı idi. Ülkü Önal'ın derlediği hatıralarda Nüfel Tedorof (1937) diyor ki; “Bizi Sibirya'ya sürdüler. Üstümüzde başımızda bir şey yok. Ayaklarım buzladı. Abay 'ölürsün soğuktan' deyip mektebe göndermedi.” Kıpçak Türkçesinde Abay “Ana” demekti. 
Osmaniye'de 1992'de Valiliğin bitişiğindeki caddeye adı verilen Kazak milli şairi Abay Kunanbay'ın adının silinmesine tepkimiz bu yüzdendi. 
Osmaniye'de Küllü Köyü'nü kuran Ahıska göçmenleri de Kıpçak Türklerindendi. 
            Ahıska, bugün Hıristiyan Gürcistan sınırlarında kalan bir şehirdir. Kars/Posof'a 15km mesafededir. Ahıska, 1268'den itibaren 300 yıl İlhanlı Devletine bağlı Kıpçak Atabeyliğinin, 1578'den 1828'e kadar 250 yıl Osmanlı Devletine bağlı Çıldır Eyaletinin merkezidir. Bütün Kafkasya Türkleri gibi Ahıskalılar Moskoftan çok çekmiştir. Son Ahıskalılar da 14 Kasım 1944'te Asya'ya sürgün edilmiştir. 
             İşte Ülkü Önal'ın yazdığı “Ahıska'dan Sürgün Hatıraları” kitabı SSCB'nin dağılması üzerine 1992'de Başbakan Turgut Özal döneminde bir kısmı Türkiye'ye gelen Ahıskalıların sürgün hikâyeleridir. 
İşte iç burkan hikâyelerden kahreden ifadeler:
Fahreddin Abdioğlu (1928); “Akşamdan dediler ki 'Siz Orta Asya'ya sürüleceksiniz. Türkiye ile muharebe olacak. Siz arada kalmayasınız diye götürüp tekrar getireceğiz.' Her bir eve 5-6 Rus askeri geldi. Üç saat mühlet verdiler. Zorla evden çıkardılar. Geri geleceğiz diye kimisi altın emanetini gizledi. Mal trenlerine 7-8 aileyi doldurdular. Soba, tuvalet yok. İp gerip tuvalet yeri yaptık. 
Ruslar yemek veriyordu ama annelerimiz, ninelerimiz 'Bismillahsız' diye yemiyordu. Sündüs Nenem öldü. Cenazeyi gizledik. Askerler buldu. Asker arabasına atıp götürdüler.”
            Süleyman Agali (1912); “1941'de asker oldum. Berlin'e kadar gittim. 1946'da Ahıska'ya geri geldim. Baktım anam, babam yok. Onları Özbekistan/Taşkent-Akburgan'da buldum.”
              Menemzade Dergül (1930); “Sürgünde 14 yaşındaydım. Bir parça yatakla biraz yemeklik aldık. Bizim fakir fukara Ahıskalılara demiryolu yaptırmışlardı. Yol yeni gelmişti. Amerikan arabalarıyla trenin yanına götürdüler. Hayvan vagonlarına doldurdular. Tahtalar seyrek çakılmıştı, soğuk geliyordu. Beş aileyi bir vagona koydular. Arkamızdan köpeklerimiz havladı,  göğe kalktı. Özbekistan'a vardık. Bizi evlere böldüler. Kolhoza verdiler.  Bizi Türkiye'ye Turgut Özal aldı.”
             Cemal İsmail (1936); “Sürgünde 8 yaşındaydım. Koç ayında sürgün ettiler. Hayvanları kavurma edip güvece koyduk. Sekiz gün vagonda bekledik. Daha sonra hareket ettik. Yolda yemek verdiler. Özbekistan Fergana'ya gittik.” 
Tevfik Reşit (1931); “Vagonları ortadan ikiye bölmüşlerdi. Oturduğumuzda kafamız tavana değerdi. Vagonun uzunluğu 12m, eni 3m idi. Tuvaleti yoktu. Yeni gelinler utanıp tuvalete gidemezdiler. Kimi patlar ölürdüler.”
Ülkü Önal, Ahıska Türklerinin hatıralarını yazmakla bize unutulan tarihimizi hatırlatıyor. Anadolu'ya göç eden atalarımızın ana vatanlarının unutulmamasını, mili hafızamızın canlı tutulmasını istiyor.
Sözümüzü Ahıska sürgünü Osman Mehrali (1928)'nin sözüyle bitirelim: 
“Gezmeye gurbet yahşi,
Giymeye gömlek yahşi,
Ölmeye vatan yahşi”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner30